|
MUHTELİF
SANATÇILAR
MUHTELİF YAZILAR
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Beti Cenudioglu
1976
Born in Antakya, Turkey
1995-2000
Istanbul Mimar Sinan University Fine Arts and Sculpture (Grauduated 2nd
place in the whole department)
2000
Graduated from Istanbul Mimar Sinan University Bachelor of Fine Arts in
Sculpture
Been exhibiting works
since 1996
1996-1998
Istanbul Findikli Open Air Sculpture Exhibition
1998
Istanbul Mixed Bronze
Exhibition Vakko Art Gallery
2000
Awarded first place in Istanbul Darphane and Seal Printery Head Quarters
World Chess Championship souvenir money competition
2003
Designed the money for Souvenir money competition in honour of "Turkish
Year" in Japan organized by
Istanbul Darphane and Seal Printery Head
Quarters
2007
"Communication" personal exhibition, Istanbul Neve Shalom Cultural
Centre
2007
"Communication" personal exhibition, Istanbul Schneider Temple
2007
"Nuit Blanche Istanbul"
mixed arts exhibition, Istanbul Almelek Art Gallery
2007
WUJS Arad Arts Program mixed arts exhibition, Israel / Arad Museum
2008
WUJS Arad Arts Program mixed arts exhibition, Israel / Arad Museum
2008
WUJS Arad Arts Program mixed arts exhibition, Israel / Tel-Aviv ZOA
House
Communication
beticenudioglu@gmail.com
Tel:0547561518
Beti Cenudioğlu
1976
Türkiye Antakya doğumlu.
2000
İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü
mezunu.
1996’ dan
beri karma sergilere katılmakta.
Katıldığı
yarışmalarda çeşitli dereceler kazandı.
Çalışmalarına halen kendi atölyesinde devam etmektedir.
1996 -1998
İstanbul Fındıklı Parkı Açıkhava Heykel Sergisi
1998 İstanbul Karma Bronz Sergisi Vakko Sanat Galerisi
2000 İstanbul
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü Dünya
Satranç Olimpiyatı hatıra para yarışması birincilik ödülü
2003
İstanbul
Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü Japonya’da “Türk Yılı”
adına
düzenlenen hatıra para yarışmasında paranın arka yüzü
uygulaması
2007
İstanbul Neve Şalom
Kültür Merkezi “İletişim” içerikli kişisel heykel sergisi
2007
İstanbul Schneidertempel
Sanat Merkezi “İletişim” içerikli kişisel sergisi (ikinci sunum)
2007
İstanbul Almelek Sanat Galerisi Nuit Blanche İstanbul başlıklı karma
sergisi
2007
İsrael/Arad Wujs
Sanat Programı Arad Müzesi karma sergisi
2008
İsrael/Arad Wujs
Sanat Programı Arad Müzesi karma sergisi
2008
İsrael/Arad Wujs
Sanat Programı Tel-Aviv ZOA House karma sergisi
İletişim
Telefon: 0547561518
e-posta :
beticenudioglu@gmail.com
Hakkında çıkan haberler
http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=%22beti+cenudio%C4%9Flu%22&btnG=Ara&meta=
www.turkey.co.il/beti
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ESERLERİNDEN


.JPG)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
RENETA
SIBEL YOLAK

Kitaplar
için bilgi almak isteyen Jak Aboresiye müracaat etsin
Tel:03-6582936
veya 050-5596959
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Muhtelif Yazılar
Israilde Yaşayan
Türkiye Kökenli Yahudiler
Yazan: Selim Amado
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İsrail'in 60. Yılında Türk-İsrail
İlişkileri
13 Mayıs 2008 Salı
İsrail
60 yıl önce kurulduğunda Orta Doğu bölgesinin bir çok yeni çatışmalara
sahne olacağı aşikardı. Bir yandan ABD, İngiltere ve Fransa’nın savaştan
galip, fakat zayıflayarak çıktıkları için Ortadoğu’da oluşan “siyasi
boşluğu” doldurmak için bölgeye yeni yeni girmeye hazırlanırken, diğer
taraftan Sovyetler Birliği, Komünizmin lideri olarak yeni bağımsızlığını
kazanan Arap ülkelerini ideolojik olarak ve gittikçe artan Arap
milliyetçiliğini ve milliyetçileri de finansal olarak destekleyerek,
ABD’nin bölgede güçlü bir konuma gelmesini engellemeye çalışıyordu.
ABD
Devlet Başkanı Harry Truman kendi Dışişleri Bakanı George Marhall’ın
muhalefetine ve yönetimdeki diğer etkili kişilerin siyasi endişelerine
rağmen, Filistin’in bölünmesine ve İsrail devletinin kurulmasına onay
verirken, Orta Doğu artık eski Orta Doğu olmayacaktı.
İsrail
devletinin kurulması şüphesiz 2000 yıldır vatansız olan
İsraillilerin sadece toprak değil aynı zamanda bir devlet sahibi
olmaları demekti. Geçen 60 yılda hiçte kolay olmayan bir süreç yaşayan
İsrail’in bir devlet olarak varlığını bölgede bundan sonrada devam
ettirmesi söz konusudur.Çünkü geçen süreç içerisinde İsrail artık bir
siyasal gerçekliktir ve Arap dünyası da bu siyasal gerçekliği artık
kabul etmiş durumdadır.
İsrail
devleti kuruluşundan 9 ay sonra 1949 yılında Türkiye Cumhuriyeti
tarafından tanınmıştır. İktidarda CHP Hükümeti vardır ve
Cumhurbaşkanı da İsmet İnönü’dür. 1945 yılında savaşın bitimi ile
Türkiye’den büyük bir kitlesel Yahudi göçü Filistin bölgesine -dolayısı
ile İsrail’e- olmuştur.
İkinci
Dünya Savaşı esnasında “Varlık Vergisi” çerçevesinde gayrimüslimlerden
alınan yüksek vergiler ve ödemeyenlerin uğradığı haksız muamele, tüm
gayri müslimleri olduğu gibi Yahudileri de çok olumsuz etkilemiştir.
Kanımızca, bu yaşananlar Türkiye Cumhuriyeti için aynı zamanda büyük bir
kültürel, entelektüel ve ekonomik kayıp olmasının yanı sıra siyasi
anlamda da telafisi mümkün olmayan bir kayıptır. Cumhurbaşkanı
İnönü’nün Yahudilerin göçüne onay vermesi bir noktada bu yapılan bu
haksızlığın acısını biraz olsun azaltmaya yöneliktir. Bugün de
İsrail de Türkiye’den göçen Yahudiler halen Türkiye kültürünü korumaya
çalışmaktadırlar. 1990’larda Başbakan Tansu Çiller’in İsrail ziyareti bu
açıdan çok büyük bir olaya dönüşmüş ve Türk-İsrail ilişkileri çok önemli
bir ivme yakalamıştır.
Türkiye’nin İsrail devletini tanıması sonraki yıllarda Türkiye’nin Arap
milliyetçilerinin tepkisi çekmesine neden olmuştur.
14 mayıs 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti
başından itibaren İsrail’e olumlu bakmıştır. İsrail ile iyi ilişkiler
Türk Devletinin dış politikasının temel taşlarından biri olmuştur.
Nitekim bu dostluk için Türkiye “büyük bedeller ödemiştir”. İlginçtir
aynı şekilde İsraillilerde böyle düşünmektedirler.
Başbakan
Adnan Menderes, İsrail ile ilişkileri sonrası başta Mısır olmak üzere,
Arap milliyetçilerinin baskısına maruz kalmış ve 1956 Süveyş krizi
sonrasında ikili ilişkileri müsteşar düzeyine indirmek zorunda kalmış ve
bu durum 1990’lı yılların başlarına kadar sürmüştür.1990 başından
itibaren de ilişkiler tekrar büyükelçilik düzeyine çıkarılmıştır.
Türkiye 1960 ve 1970’li yıllarda Arap milliyetçiğinin hedefi olurken,
diğer taraftan İslam dünyasına İsrail’in bir siyasal gerçeklik olduğunu
anlatmaya çalışıyordu. Türkiye-İsrail ilişkileri tüm bu dönemlerde yine
en yoğun biçimde devam ediyor ve ABD’nin önemli müttefiki Türkiye’nin
İsrail ile Orta Doğu da iyi geçindiği ve korumaya çalıştığı görülüyordu.
Türkiye-İsrail ilişkileri öyle bir gelişme gösterdi ki, bazı yazarlar,
eğer İsrail ABD’nin Orta Doğu'da ki çocuğu ise, bu çocuğun en yakın
arkadaşı Türkiye’dir şeklinde analizler yapıyorlardı.
Gerçekten de 1980’li yıllardan itibaren Türkiye–İsrail ilişkileri daha
çok askeri alanda önemli bir gelişme gösterdi. PKK terörünün başlaması
ile birlikte, Türkiye İsrail'den “sınır ötesi terör hareketleri ile
mücadele konusunda” fikir alış-verişi ve teknoloji alımında bulunmaya
başladı. 1990’lı yıllarda ise Avrupa ülkelerinin İnsan Haklarını ihlal
ediyor diyerek, Türkiye’ye parasını ödediği halde silahları teslim
etmeyişi, PKK ile mücadele de önemli insan kaybını da beraberinde
getiriyordu. Tüm bu yıllarda İsrail Türkiye’ye doğrudan silah ve
teknoloji vererek, terör ile mücadelede Türkiye’nin daha etkin bir
mücadele etmesini sağlamıştır.
Nitekim
1992 yılında Yahudilerin İspanya’dan göçe zorlanmalarının 500. yılında
İstanbul’da sadece bir Vakıf kurulmakla kalınmamış Türkiye’de ve tüm
dünyada bu konunun önemine değinilmiş ve Yahudileri kabul eden Osmanlı
İmparatorluğu’nun daha sonraları Yahudi milletini nasıl (millet-i
sadıka) sadık millet olarak gördüğü değişik organizasyonlar ile tekrar
tekrar hatırlatıldı. Şüphesiz güçlü İsrail lobisi içinde önemli bir
yıldı 1992.
Türkiye’nin dış politikasında ise İsrail ve İsrail lobisi önemli bir
unsurdur.
Türkiye’de genel olarak devlet politikaları anlamında bir İsrail
karşıtlığı söz konusu değildir. Fakat son 25 yıldır tüm dünyada hızla
gelişen İslami hareketlerin bir ürünü olarak Türkiye’de de bir İsrail
karşıtı bir hareket ve kesim oluşmaya başlamıştır. Özellikle İslamcı
basının bazı gazeteleri ve yazarları son yıllarda İsrail düşmanlığı
pompalamaktadırlar.
İlginç bir şekilde tüm 90’lı yıllarda İslamcı hareketlerin
gösterilerinde “İsrail bayrağı yakmak bir rituel haline” dönüşmüştür.
Örneğin İslamcı hareketin ve siyasal
partilerin en önemli lideri konumundaki Necmettin Erbakan’ın konuşmaları
bunu açıkça ortaya koymaktadır. Necmettin Erbakan, “siyonizmin” dünyanın
en büyük baş belası olduğu yönündeki görüşünü her defasında söylemiştir.
İlginç olan ise,1990’lı yılların ortalarında Necmettin Erbakan’ın
koalisyon hükümetinde başbakan olduğunda Türkiye’nin İsrail ile
başta savunma konuları olmak üzere tüm anlaşmaları parafe etmesi veya
yenilerini imzalamasıdır. Tansu Çiller ile Koalisyon ortağı olan
Necmettin Erbakan bu anlamda “İsrail’e sempati ile bakan” ortağını
kıramamıştır!!!! Siyasetin belkide en ilginç noktası budur.
Nitekim
Erbakan’ın öğrencisi olan Başbakan Tayyip Erdoğan’da gençliğinde İsrail
karşıtı söylemlerde bulunmuş ama önce Belediye Başkanı sonra ise
Başbakan olarak Necmettin Erbakan’ dan daha da ileriye giderek ABD’deki
İsrail lobisi temsilcilerinden yılın siyasetçisi ödülünü almıştır. Her
ne kadar Tayyip Erdoğan İsrail’e çok kritik eleştirilerde bulunan bir
Türk başbakanı olsa da, son 6 yıldır hem İslamcı gösteriler hem
de“İsrail bayrağı yakmak” iyice azalmıştır.
İsrail’in ABD yönetimi ve dış politikası üzerinde ne kadar etkili olduğu
iki yıl önce JohnMearshheimer/Stephen Waltz ikilisi tarafından
yayınlanan ve büyük bir gürültü koparan “ABD ve İsrail lobisi” isimli
kitap açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Tabii Türkiye’nin
Rum/Ermeni lobisine karşı en büyük desteği de İsrail lobisinden gördüğü
açıktır. Eğer bugüne kadar Sözde Ermeni Soykırımı kararı Amerikan
Senatosundan geçmedi ise bunda İsrail lobisinin büyük payı vardır.
İsrail
aynı zamanda Türkiye’nin AB üyeliği içinde lobi yapmaktadır. 1999
yılında Helsinki’de Türkiye’nin adaylığı tescil edilirken, AB’ye mektup
gönderenler arasında sadece ABD devlet başkanı Bill Clinton değil, aynı
zamanda İsrail devlet başkanı da vardır!!!!
Buna bir
de Abdullah Öcalan’ın Kenya da yakalanmasında ve Türkiye getirilmesinde
ABD ve İsrail gizli örgütlerinin de çok önemli katkıları olduğunu
eklemekte fayda vardır. İsrail Türkiye’yi bu anlamda destekleyen ve
bilgi ile besleyen bir ülke olmuştur. Son dönemlerde İsrail ile Suriye
arasında arabuluculuğa soyunan Türkiye’nin, İsrail’in onayı olmadan bunu
gerçekleştirmesi mümkün değildir.
İsrail-İran ilişkileri ise Türkiye’yi zor duruma sokmaktadır. Her iki
ülkenin genelde “ağız dalaşı” olarak yorumlanabilecek olan tartışmaları
Türkiye’yi zor durumda bırakmaktadır. Çünkü Türkiye her iki ülke ile de
son dönemlerde yoğun bir ilişki içindedir. Türkiye kanımızca her iki
tarafı da kırmamaya ve taraf olmamaya özen göstermektedir. Türkiye’nin
İran’ı düşman olarak görmesi söz konusu olmadığı gibi, İran içinde
İsrail’den vazgeçmesi mümkün değildir. Ama İran’ın nükleer bir askeri
güce dönüşmesi şüphesiz İsrail kadar olmasa da Türkiye’yi de rahatsız
etmektedir. En azından son dönemdeki tartışmalar bunu göstermektedir.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin kuruluşundan itibaren seyrine bakıldığında
İsrail’i tanımış olmanın doğru bir karar olduğu görülmektedir. Atatürk
ile beraber Cumhuriyeti kuranlardan olan İkinci Cumhurbaşkanı İsmet
İnönü’nün bu tarihi kararı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Çok değil,
modern Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan tam 25 yıl sonra kurulan
İsrail devleti’nin 60 yıllık geçmişi sonuç itibarı ile çok zor
geçmiştir. Fakat İsrail’de yeni nesil artık olaya “normalleşme”
çerçevesinde bakmakta ve İsrail devletinin yaşaması onlar için, bir
öceki nesil için kurulması ne kadar zor oldu ise, yaşaması da bu yeni
nesil için o kadar normal gözükmektedir. Arap dünyasının İsrail
politikaları ayrı bir tartışma konusudur. Filistin Sorununun
çözümlenmesi de kolay olmayacaktır. Ama İsrail 60 yıldır var ve bugün
artık tüm Orta Doğu ve dünya için siyasal bir gerçekliktir.
İsrail’in 60. yıl kutlamaları Ankara Swiss Hotel’de yapıldı. Devletin en
üst düzeyde temsil edildiği çok kalabalık bir katılımcı ile gerçekleşen
bu gece de İsrail Büyükelçisinin söylediği şu cümle ile belki de her
şeyi anlatıyordu.”60 yıl bizim için hiç kolay geçmedi, ama sonuçta bizde
60 yıllık bir devlet olduk ve nice 60 yıllar kutlamak hedefimiz olarak
kalacaktır.”
Türkiye’nin başından itibaren İsrail’i tanıması ise, tekrar etmekte
fayda var,
Büyük devlet olmanın doğal bir sonucu olarak görülmelidir.1492 den beri
önce Osmanlı imparatorluğunun sonra da Türkiye’nin sosyal, siyasal,
ekonomik ,kültürel ve entelektüel yaşamına çok büyük katkıda bulunan bu
ulusa verilecek en büyük hediye bundan başka ne olabilirdi ki? İnönü’den
Tayyip Erdoğan’a bu anlamda sadece bir gelenekten söz edilebilir. Bu
geleneğin bundan sonra devam etmemesi içinde bir neden bulunmamaktadır
gibi gözükmektedir.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Why Jewish Blood
Runs in Modern Spaniards
By Shelomo Alfassa /
December 7, 2008
On December 5, 2008,
the New York Times reported that 20% of the population of the Iberian
Peninsula (modern Spain and Portugal ) had Sephardic Jewish ancestry and
11% had DNA markers reflecting Islamic ancestors. To those familiar with
the long and dark history of the Jews of Spain and Portugal , this is
not of tremendous surprise. To understand the history of the Sephardic
Jews is to understand why the genetic testing returned such results.
Jews most likely
arrived in what is today Spain , sailing from the holy land with both
the Phoenician sea traders and later with the Greeks. Prior to the
Phoenicians arriving on the shores of Iberia , many different groups
inhabited the peninsula. The Greeks took up sea going trade, much like
the Phoenicians, sometime between 500 and 800 BCE. The potential for the
Greeks, much like the Phoenicians, to have carried along Ioudaios (Jews)
on their sailing vessels is quite plausible. The Greeks set up emporiums
(trade centers) in Iberia and traditional Greek-style colonies in at
least one city as early as 800-700 BCE. Among these Hellenistic
city-states, it is known Jews made up a considerable portion of the
population.
Long before the
Spanish language came into being or before the Catholic religion ever
came to the Iberian Peninsula , Jews existed there. Jews lived under
oppressive and successive dominant societies, including the Romans, the
Germanic tribes (Vandals, Visigoths and others), the Islamic tribes
consisting of Arabs and Berbers, and eventually under the Catholic
Kings, the ancestors of the modern monarchy of Spain .
The Jews in Spain ,
prior to the Expulsion of 1492, were a successful people, many were part
of the aristocracy of the country. If we look at a comparison, the
Spanish Jews of 1340, were no less influential and vital to cities in
Spain as were the Jews to New York City in 1940; the same can be said of
the Jews of Baghdad of the same year. They were judicial and political
leaders, heads of government, they held legislative power, and they
either controlled or could at least influence those, which were in
charge of communal infrastructure. Like the Jews of Baghdad and New York
City of 1940, the Jewish community in Spain some 600 years earlier
possessed many wealthy and powerful individuals, both serving in the
private sector as well as for the government.
The events leading
up to the final Expulsion of the Jews from Iberia between 1492-1497 are
written in the book of the darkest days of the Jewish people; this
period was the worst period for the Jewish people since the destruction
of ancient Jerusalem and prior to the Holocaust. If they did not leave
by threat of expulsion, those Jews which did not straightforwardly
welcome Christianity into their lives (and those that were accused by
the Catholic Church of being heretics) were often sentenced to lifelong
punishment and occasionally sentenced to death by burning or
asphyxiation. Burning and looting Jewish homes, property, stores,
community buildings and houses of prayer were common place for hundreds
of years. These attacks were often brought about by Catholic clergyman
which preached fire and brimstone against the Jewish communities. Not
being able to observe their religion, scores of Jews fled, many others
converted to Christianity, ahead of and during
the
Spanish and Portuguese Inquistions. Near 50,000 or more were said to
have outright converted in Barcelona alone during the pogroms of
1391-this-in a city which a couple hundred years earlier was the Western
center of all Diaspora Jewry!
The late
editor-in-chief of the Encyclopedia Judaica, the Oxford historian Prof.
Cecil Roth, said that in Spain , on some occasions, entire Jewish
communities led by their rabbis, converted to Christianity instead of
facing punishment and surrendering everything they possessed. In
Portugal , Roth indicated that Jews made up such a large population,
that to be called a "Portuguese" meant that you were a Jew. Roth made a
proclamation in the 1930's indicating that there was probably no one in
present Spanish society of which a tincture of Jewish blood did not run.
In addition of
conversion of Jews (and Muslims) to Christianity, centuries of rape and
intermarriage certainly have clouded the gene pool of those living on
Iberia . Genetic research technology is evolving at an exponential rate.
The science of genetics remains a subject which continues to develop
rapidly in both scientific terms as well as societal. In this branch of
biology that deals with heredity, especially the mechanisms of
hereditary transmission and the variation of inherited characteristics
among similar or related organisms, the genetic constitution of an
individual, class, or group (in this case the Sephardim) is being
increasingly explored. The report that 20% of the population of the
Iberian Peninsula has Sephardic Jewish ancestry is not surprising.
Sephardic and Ashkenazic Jews were geographically and religiously
separate populations, these two populations often display significant
differences in the incidence of genetic diseases and medical
conditions,
as well as markers which can be isolated through testing of their blood
groups, chromosomal testing and through the examination of maternal
mitochondrial DNA.
The Sephardic Jews
make up the second largest division of the Jewish population; they have
their historic roots in Spain , Portugal , as well as due to migrations,
in North Africa . Sephardic Jews comprise the second largest group in
the worldwide Jewish population after Ashkenazic Jews that stem from
Central and Eastern Europe . They have developed and possess a shared
relationship based upon unique religious traditions, collective ideals,
customs and ethnicity. Today, Sephardic Jews inhabit all corners of the
earth, with large populations living in North and South America as well
as France , Turkey and Israel . Smaller populations exist in The
Netherlands, Britain and the Balkans.
Shelomo Alfassa is a
historian and writer concentrating on Sephardic Jewry.
He has written
several books, including: "Ethnic Sephardic Jews in the Medical
Literature." www.alfassa. com
This essay is
available for syndication
©
Shelomo Alfassa
http://www.alfassa.
com/dna.html
SON DAKİKAELENLER |