:

~:~:~:~:~:~:~

TÜRKİYELİLER BİRLİĞİ - ISRAEL

UNİON OF JEWS FROM TURKEY IN İSRAEL

äúàçãåú éåöàé úåøëéä áéùøàì

 

Bilgi ve Hedefler

insan kaynakları

Bülten

Bildiriler

Haberler

 İSRAİLE BAKIŞ

 Muhtelif Sanatçılar ve yazılar

 Türkiye Musevi

Cemaatinden

Üyelik Formu

E-Mail

Linkler

Burslar

Yellow Pages

 

Israil'de Türkçe

Hizmet Veren

Türk Kökenliler

 

Sponsorlarımız

 

Beit Avot Recanati

Easy Travel Seyahat Acentesi

 

 

 

 

 

 

                                   MUHTELİF YAZILAR

                                                  yazıları görmek için istediğiniz yazının üstünü tıklayınız

                      KENDİM VE ÜLKEMİN GELECEĞİ İÇİN ÜZÜLÜYORUM   LEYLA NAVARO

                     TÜRK YAHUDİLERİNE YAPILAN BÜYÜK HAKSIZLIK        BURÇAK GÜVEN

                         AMERICA AS THE LAST MAN STANDING                       GEERT WILDERS

                          YAHUDİ LOBİSİ AYAKTA                                                 AHU ÖZYURT

                           İSRAİLİ ELEŞTİRMEK ANTİSEMİTİZMDİR                     YELDA ÖZCAN

                           KUM SAATİ  .  TARAF GAZETESİ                                                AHMET ALTAN

                           AMBASSADOR KAMURAN GÜRÜN                                    DENIS OJALVO

                           NETANYAHU'S SPEECH AT U.N.                           Ministry of Foreign Affair

                           PILAR RAOLA (Journalist from Barcelona)

                          IRAN MI ,ISRAIL MI?                                         KURSAD KAHRAMANOGLU

                           İSRAİL NOTLARIM           ORAY EĞİN        AKSAM GAZETESINDEN

 

 

 

 

Kendim ve ülkemin geleceği için tedirginim, üzülüyorum,

 ürküyorum

22/01/2009

500 yıl önce ecdadımın Osmanlı tarafından kabul edilmesi hâlâ borç haneme mi yazılı? Doğup büyüdüğüm,

 bir vatandaş olarak görevlerimi yerine getirdiğim, fiilen gelişmesine katkıda bulunduğum bu topraklarda hâlâ

misafir mi addediliyorum? Boynu bükük mü dolaşmalıyım?

LEYLA NAVARO

 

Türkiye’de Yahudi olmak: 500 yıllık yalnızlık

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ırkçılık, ayırımıcılık ve antisemitizmle ilgili üzerimde iz bırakmış iki anı var

belleğimde: Biri Varlık vergisi sırasındaydı: Altı yaşlarında olmalıydım, dedemin Yeşildirek’teki giysi dükkânına

Varlık Vergisi nedeniyle el konmuş, Varlık Vergisi memurları evimize girmiş, alınabilecek eşyaları inceliyorlardı.

 Evde derin bir tedirginlik hâkimdi, dedemse bu durumdan dolayı yatağa düşmüş, hastalanmıştı.
Belleğime kazınan diğer olay 6-7 Eylül felaketiydi. Dükkânımız olmadığından, ailece maddi bir zarar görmediysek

de çok üzülüp, olup bitenlerden dolayı ürktüğümüzü anımsıyorum. Bunların dışında, bana doğrudan söylenen ya da

 hissettirilen bir Yahudi karşıtlığıyla bugüne dek karşılaşmadım. 

Vatandaş Türkçe konuş’
Sadece 1950 yıllarında ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ sloganlarının yaygınlaştığı sıralarda ablamla birlikte Ladino veya

azınlık dilleri konuşanlara sert bakışlar atarak “Vatandaş Türkçe Konuş” diye ihtar ettiğimizi hatırlıyorum. 11-12 yaşlarında

 olmalıydık. Şimdi utanarak hatırladığım bu durumun, psikolojide ‘saldırganla özdeşleşme’ savunma mekanizması

olduğunu artık biliyorum. Yani, saldırganlığa maruz kalan kişinin, çok korktuğu durumlarda saldırganla özdeşleşmesi

 ve onun gibi davranmaya çabalaması... 11 yaş için belki de anlaşılabilir, nispeten affedilebilir bir durum... ama erişkin

ve olgun bir insan ya da bir ülke için elbette ki değil.

..
65 yıl önce Türkiye’de doğdum ve Türkiye’de yaşıyorum, annem, babam, ecdadım Osmanlı İmparatorluğu’ndan

Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüşmüş bu toprakların çocuklarıdır... Türkiye’de okula gittim, bir Türk’le evlendim, çocuk

 sahibi oldum, çocuklarım Türk okullarına gitti, evde Türkçe konuşuruz, Türkçe kitaplar yazdım, seminerler, konferanslar

verdim, yurtdışında katıldığım uluslararası çalışmalar ve yönetim kurullarında Türkiye’yi azim ve gururla temsil ettim. Oralardaki
tanımım da “the Turkish woman”dır.


Türkiye’yi henüz tanımayan ya da önyargılı tanıyan Avrupa, Amerika ve Asya’lılara gönüllü elçilik yaptım, ait olduğum

uluslararası yönetim kurulunu (IAGP) binbir zorlukla ikna ederek uluslararası bir mesleki kongrenin Türkiye’de yapılmasını

 sağladım (IAGP Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresi, Istanbul, 2003) 30 yıllık meslek hayatımda bana danışanların

yüzde 90’ının kimlik din hanesi Müslüman’dır, bunlar arasında geleneksel olarak başı kapalı olanlar gibi, türbanlı kadınlarla

da çalıştım ve halen de çalışmaktayım. Devlete ait bir üniversitede öğretim görevlisiyim ve bunun yanı sıra çeşitli devlet

ve özel kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve benzer projelere aktif olarak katkıda bulundum, 99 depreminde aylarca gönüllü

seferberliğe katıldım. Eşit bir vatandaş olarak vergilerimi düzenli ödemekteyim, ülkenin maddi ve manevi çıkarlarıyla yakından

 ilgili ve aktifim. Şimdi bana söyler misiniz? Din hanemde Yahudi yazdığı için mi ben bu ülkede bir günden diğerine düşman

hanesine sokuldum? Saldırılacaklar, tehdit edilecekler listesine dahil edildim?

 
Ortadoğu’da yaşanmakta olan savaşta kendinden menkul taraf tayin edildim. Beni yakından tanıyanlar savaş hakkındaki

düşünce ve değerlerimi, savaş nedeniyle ölen ve öldürülenlere hassasiyetimi bilirler.

 
Kaldı ki esas mesele bu değil. Ortadoğu’daki savaşın faturası din hanemde ‘Yahudi’ yazdığı için bana çıkarılıyor.

“Sizleri İspanya’dan kurtaran Osmanlı’nın torunlarıyız” dendiğinde ne kastediliyor acaba? 500 yıl önce ecdadımın

Osmanlı Padişahı tarafından kabul edilmesi hâlâ maddi manevi borç haneme mi yazılı? Doğup büyüdüğüm, bir vatandaş

 olarak görevlerimi yerine getirdiğim, fiilen gelişmesine katkıda bulunduğum bu topraklarda hâlâ misafir mi addediliyorum?

 Boynu bükük mü dolaşmalıyım? Tehdit altında kalmaya namzet miyim? Ve bu durumu sindirmeli miyim?


Türk Yahudi’lerinin en önemli niteliklerinden biri ülkelerine vefa ve sadakattır. Yıllardan beri Türkiye’den göç etmiş

Türk kökenli Yahudiler hala Türkçe konuşur, kendi aralarında toplanır, Türkçe TV dizi ve filmleri seyredip, Türk yemekleri yer,

 Türkçe şarkılar söylemeyi severler. Türkiye’yi terketmiş olmalarına rağmen kökenlerine sadakatle bağlıdırlar. Aynı duygu

Türkiye’de yerleşik Yahudilerde de güçlüdür, ülkeyi sever, dış dünyanın önyargılarına karşı azimle korurlar. Ben de kendimi

 aynı vefalı zihniyete ait görür, yurtdışındayken Türkiye’ye laf kondurmam, yerel değerlerin tanınması ve yüceltilmesine inanırım. 

Irkçılığa dur


Ancak bugün içimde bir şeyler kırıldı... Kendimi ait addettiğim ülkem beni eşit vatandaşı olarak görmüyor, din hanemde

yazılı olan ibareden dolayı zımnen taraf yapıp düşmanlaştırıyor, devletine ve vatandaşlarına sahip çıkmakla yükümlü devlet

sorumluları ve kimi medya saldırganlık ve düşmanlığı kışkırtıcı söylemlerden çekinmiyor ve ülkeyi ele geçirmekte olan ırkçılık

dalgasına ‘dur’ diyemiyor, demiyor...
Demek ki 500 yıldır yaşamakta olduğumuz, kendimizi ait hissettiğimiz, manen sahiplenip manen savunduğumuz bu topraklarda

 ülkenin diğer vatandaşlarıyla hangi etnik kökenden veya dinden/ mezhepten olurlarsa olsunlar kader birliği yaptığımızı, birlikte

mücadele ettiğimizi sanırken, ne kadar da yalnızmışız aslında...

 
O kadar sözü edilen, gururla taşınan ‘kültür mozaik’i sadece bir turistik slogan, bir yanılgı, yanılsamaymış... Esas arzu edilen,

 amaçlanan ‘mozaik’i tek renge indirgemekmiş... Birlikte ortak kaderini paylaştığım, iyi ve kötü günlerde ‘ne olacak

bu durumumuz?’ diye ülke sorunlarına hayıflandığım kimi vatandaşlar demek beni potansiyel düşman olarak addedecek,

canımı yakmak ya da yoketmek isteyecek... Bugün kendim için üzülüyorum, tedirginim ve nisbeten ürküyorum, ama açıkça

 söylemem gerekirse Türkiye’nin ırkçılığa kaymakta olan geleceği için de eşit derecede tedirginim, üzülüyor ve ürküyorum.

Ve bu gidişe bilinçli ve sorumlu bir ‘dur’ denmezse Türkiye’nin kendini büyük bir yalnızlığa mahkûm edeceğinden korkuyorum.

Karanlık bir yalnızlığa...

Leyla Navaro: Uzm. Dan. Psikolog/Yazar; Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi

 

 

 

 

==========================================================

 

 

 

 

Burçak Güven: Türk Yahudileri'ne yapılan büyük haksızlık

 

Türk Musevi Cemaati'nin bu haftaki, "Türk Yahudilerinden Kamuoyuna Duyurusu", Başkan Silvio Ovadya'nın ağzından

yayınlandığında fazla yer bulmadı medyada. Hürriyet'te küçük bir haber, Şalom gazetesinde bir bölüm, birkaç İnternet sitesinin

alt sıralarda duyurması dışında pek bir ses getirmedi doğrusu.

 

Ovadya'nın ağzından, dikkatli seçilmiş cümlelerle ve zarif bir üslupla kamuoyuna duyurulmaya çalışılan bu bildiri,

ne yazık ki hedeflediği üzere kamuoyunun dikkatini çekmeyi başaramadıysa da ortada 'Türkiye Yahudileri'nin dışında

 kalan Türkler' tarafından algılanamayan ama çok ciddi bir durum var.

 

Lafı dolandırmaya falan hiç gerek yok. Türk Yahudileri, kendilerine son dönemde reva görülen muameleden son derece

rahatsız, maruz bırakıldıkları eleştiri ve açık saldırılar yüzünden ciddi biçimde tedirgin hatta ne yapacağını bilmez durumda.

Yahudi cemaati içinde, son dönemde Gazze'de olanlar yüzünden kendi ülkelerinde 'öteki' konumuna düşürülmüş olmaları

son dönemin birinci gündem maddesi.

 

Bu insanlar çocuklarını okula gönderirken, evlerine girip çıkarken, işlerini yaparken son derece büyük bir tedirginlik içinde

yaşıyor. İşin garip tarafı, içine düştükleri bu 'ait olmama' ve 'her an kendilerinin veya sevdiklerinin başına bir şey gelebilir

korkusu', sahipleri arasında bulundukları ülkenin insanlarından kaynaklanıyor.

 

İsrail'in yürütmekte olduğu operasyonu kınayan bir bildiri yayınlamaları isteniyor, işyerlerinin önünde protesto gösterileri

yapılıyor, Yahudi ve İsrail düşmanlığının sorumlusu ya da en azından yandaşıymış gibi bir muameleye maruz kalıyorlar.

Oysa en son kontrol ettiğimde onlar da bu ülkenin, en az bizim kadar (yani Yahudi olmayan diğer tüm etnik ve kültürel

kökenli insanlarını kast ediyorum) vatandaş ve hak sahibiydiler. Ne oldu da birden bu haklarını ve konumlarını kaybettiler?

 

Bin Ladin'in ya da Hamas'ın kanlı eylemlerinden sonra AB veya Amerika da, "Türkiye Müslümanları kınama yayınlasın"

buyursa ne hissederiz acaba? Türkiye'de birtakım gruplar kendilerini bu vatanın öz, diğerlerini 'üvey' evladı sayma cüretini

nereden buluyor merak ediyorum. Sağdan sayıyorum aynı, soldan sayıyorum aynı sonuç çıkıyor oysa.

 

İş ve vatan sahipliği hakkı, bu topraklara daha önceden gelmeye dayandırılıyor adeta. Biz yani Osmanlı İmparatorluğu,

500 yıl önce İspanya'dan kovulan Yahudilere kucak açarak 'büyüklük göstermişiz ve onlar da bunun diyeti ödemeliymiş'

 görüşü, bazılarınca utanmadan dile getirilip tartışılabiliyor.

 

"Erken gelen oturur" kuralı geçerliyse bizden binlerce yıl önce Anadolu'ya gelmiş kavim ve kültürlerin haklarını nasıl teslim

 edeceğiz o zaman? Ayrıca 500 yıl önce Yahudilere bu toprakları açtığında Osmanlı, bir grup başıbozuklar ordusu mu aldı

sınırlarından içeri? O dönem gelen Yahudiler servetlerini, ticaret ve zanaat bilgilerini, makbul Avrupa görgü ve kültürünü

getirdiler bu topraklara. Osmanlı elitleri Yahudileri 'buyur' ederken, bunları hesaplamadı mı sanki?

 

Kaldı ki Osmanlı'nın üzerinden çok sular aktı. O dev medeniyetin ve kültürün üzerine eşitlik üzerine temellenmiş koskoca

bir cumhuriyet kuruldu. Bu yapının en temel taşı; herkesin eşit haklara sahip olması ve kimsenin daha imtiyazlı veya daha

 fazla hak sahibi olduğunu iddia edememesi. Biz, Osmanlı'dan bile böyle bir eşitsizlik kültürü devralmadık ki aradan geçen

 bunca zamana rağmen düşünce sistematiğimizde bu kadar geri düşelim.

 

Türkiye Yahudileri, bu ülkenin herkes kadar sahibidir. Şu anda içinde bulundukları 'dışlanmışlık' ve 'ötekileştirilmişlik'

hissini asla hak etmemektedirler. Geçenlerde anneannesini kaybeden Yahudi bir dostum, Musevi cemaatinin tedbirli davranma

 arzusu üzerine ölüm ilanı bile vermeden uğurlamak zorunda kaldı canının içini. Hayatını bu topraklarda geçirmiş, tüm maddi

 ve duygusal yatırımını bu ülkeye yapmış insanlara sizce de büyük haksızlık olmuyor mu bu tavırlar? Yahudileri bırakın,

 kendi vicdanınız kaldırıyor mu bunları? Çocuklarınız için oluşturmak istediğiniz örnek, onlara bırakmak istediğiniz ülke bu mu?

 

SABAHTAN)(Burçak GÜVEN –18.01.09

==========================================================

 

 

AMERICA AS THE LAST MAN STANDING

 

Lost Europe.'In a generation or two, the US will ask itself: who

  

Here is the speech of Geert Wilders, Chairman, Party for Freedom,

 the Netherlands, at the Four Seasons, New York introducing an Alliance

of Patriots and announcing the Facing Jihad Conference in Jerusalem.  

The speech was sponsored by the Hudson Institute on September 25.

 

Dear friends

Thank you very much for inviting me.

I come to America with a mission. All is not well in the old world.

There is a tremendous danger looming, and it is very difficult to be

optimistic. We might be in the final stages of Islamization of Europe.

This not only is a clear and present danger to the future of Europe itself

it is a threat to America and the sheer survival of the West.

The United States as the last bastion of Western civilization,facing and

Islamic Europe.

 

First I will describe the situation on the ground in Europe.Then, I will say

a few things about Islam. To close I will tell you about a meeting in Jerusalem.

 

The Europe you know is changing. You have probably seen the landmarks.

But in all of these cities, sometimes a few blocks away from your yourist

destination, there is another world. It is the world of the parallel society

created by Muslim mass-migration. All throughout Europe a new reality is

rising: entire Muslim neighborhoods where very few indogenous people

reside or are even seen. And if they are,they might regret it. This goes for the

police as well.

It's the world of head scarves, where women walk around in figurless tents,

with baby strollers and a group of children. Their husbands, or slaveholders

if you prefer walk three steps ahead.

With mosques on many street corners the shops have signs you cannot read.

You will be hard-pressed to find any economic activity. These are Muslim

ghettos controlled by religious fanatics. These are Muslim neighborhoods, and

they are mushrooming in every city across Europe. These are building-blocks

 larger portions of Europe, street by street for territorial control of increasingly

neighborhood by neighborhood, city by city.

 

There are now thousands of mosques throughout Europe. With larger

congregations than there are in churches. And in every European city

there are plans to build super-mosques that will dwarf every church

in the region. Clearly, the signal is:we rule

 

Many European cities are already one-quarter Muslim: just take Amsterdam,

, Marseille and Malmo in Sweden. In many cities the majority of the under-18

population is Muslim. Paris is now surrounded by a ring of Muslim

neighborhoods. Mohammed is the most popular name among boys in many

cities. In some elementary schools in Amsterdam the farm can no longer be

mentioned, because that would also mean mentioning the pig, and that would be

an insult to Muslims. Many state schools  in Belgium and Denmark only serve

halal food to all pupils. In once-tolerant Amsterdam gays are beaten up

almost exclusively by Muslims. Non-Muslim women routinely hear 'whore,whore

. Satellite dishes are not pointed to local TV stations,but to stations in the

Country of origin. In France school teachers are advised to avoid authors

deemed offensive to Muslims, including Voltaire and Diderot, the same is

increasingly true of Darwin. The history of the Holocaust can no longer be

. taught because of Muslim sensitivity

                                                             In England sharia courts are now officially part of the

                                                            British legal system.. Many neighborhoods in France are

no-go areas for women without head scarves. Last week a man

almost died after being beaten up by Muslims in Brussels because he was,

drinking during the Ramadan. Jews are fleeing France in record numbers

on the run for the worst wave pf Anti-Semitism since World War II.

French is now commonly soiken on the streets of Tel-Aviv and Netanya in

Israel. I could go on forever with stories like this.Stories aboit Islamization.

             

A total of fifty-four million Muslims now live in Wurope. San Diego University

recently calculated that a staggering 25 percent of the population in Europe will

be Muslim just 12 years from now. Bernhard Lewis has predicted a Muslim

majority by the end of this century.

 

Now these are just numbers. And the numbers would not be threatening if the

Muslim-immigrants had a strong desire to assimilate. But there are few signs

of that.

The Pew Research Center reported that half of French Muslims see their

loyalty to Islam as greater than their loyalty to France. One-third of French

Muslims do not object to suicide attacks. The British Centre for Social

Cohesion reported that one-third of British Muslim students are in favor of a

worldwide caliphate. Muslims demand what they call 'respect'.And this is how

we give them respect. We have Muslim official state holidays.

The Christian-Democratic attorney general is willing to accepy sharia in the

Netherlands if there is a Muslim majority.We have cabinet members with

Passports from Morocco and Turkey.

 

Muslim demands are supported by unlawful behavior, ranging from petty

crimes and random violence, for example against ambulance workers and

bus drivers, to small-scale riots. Paris has seen its uprising in the low-income

suburbs, the banlieus. I call the perpetrators settlers. Because that is what they

   They do noy cime to integrate into our societies, they come to integrate our

society into their Dar-al-Islam. Therefore they are settlers.

 

Much of this street violence I mentioned is directed exclusively against

non-Muslims, forcing many native people to leave their neighborhoods, their

cities, their countries. Moreover, Muslims are now a swing vote not to be

ignored.

of Banu Qurayza. If it is good for Islam,it is good,If it is bad fir Islam,it is bad.

 

Let no one fool you about Islam being a religion. Sure it has a god, and ,

a here-after, and 72 virgins. But in its essence Islam is a political ideology.

It is a system that lays down detailed rules for society and the life of every

person. Islam wants to dictate every aspect of life. Islam means 'sumbission'

. Islam is not compatible with freedom and democracy, because what it strives

for is sharia. If you want to compare Islam to anything, compare it to

communism or national-socialism, these are all totalitarian ideologies.

                                                                                                                                          

The public has wholeheartedly accepted the Palestinian narrative, and sees

Israel as the aggressor. I have lived in this country and visited it dozens of

times. I support Israel. First, because it is the Jewish homeland after two

thousand years of exile up to and including Auschwitz, second because it is

a democracy, and third because Israel is our first line of defense.

 

This tiny country is situated on the fault line of jihad frustrating Islam's

territorial advance. Israel is facing the front lines of jihad, like Kashmir,

Kosovo,the Philippines,Southern Thailand, Darfur in Sudan, Lebanon, and

Aceh in Indonesia. Israel is simply in the way. The same way West-Berlin

was during the Cold War.

 

The war against Israel is not a war against Israel. It is a war against the West.

It is jihad. Israel is simply receiving the blows that are meant for all of us.

If there would have been no Israel,Islamic imperialism would have found

other venues to release its energy and its desire for conquest.

Thanks to Israeli parents who send their children to the army and lay awake

at night, parents in Europe and America can sleep wll and dream, unaware

of the dangers looming.

 

Many in Europe argue in favor of abandoning Israel in order to address

the grievances of our Muslim minorities.But if Israel were,God forbid,to go .

down, it would not bring any solace to the West. It would not mean our

Muslim minorities would all of a sudden change their behavior, and accept

our values. On the contrary, the end of Israel would give enormous

encouragement to the forces of Islam. They would, and rightly so, see the

demise of Israel as proof that the West is weak, and doomed. The

                                     end of Israel would not mean the end of our problems with

Islam, but only the beginning. It would mean the start of the final battle for

world domination. If they can get Israel,they can get everything. So-called

journalists volunteer to label any and all critics of Islamization as a

  'right-wing extremists'  or

'racists'. In my country, theNetherlands, 60 percent

of the population now sees the mass immigration of Muslims

as the number one policy mistake since World War II. And another

Islam as the biggest threat. Yet there is a danger greater 60 percent sees

danger than terrorist attacks, the scenario of America as the last man

standing. The lights may go out in Europe faster than you can imagine.

An Islamic Europe means a Europe without freedom and democracy

 an economic wasteland, an intellectual nightmare and a loss of military

might for America - as its allies will turn into enemies, enemies with

atomic bombs. With an Islamic Europe, it would be up to America alone

to preserve the heritage of Rome, Athens and Jerusalem.

 

Dear friends, liberty is the most precious of gifts. My generation never had

Fight for his freedom, it was

offered to us on a silver platter, by people who fought for

it with their lives. All throughout Europe American cemeteries remind us

of the young boys who never made it home, and whose memory we cherish.

We can only hand over this hard won liberty to Europe's children in

the same state in which it was offered to us. We cannot strike a deal with

mullahs and imams. Future generations would never forgive us. We cannot

                                                                                           squander our liberties.

We simply do not have the right to do so

 

 ---------------------------------------------------

 

Ahu Özyurt

 

ABD’nin en güçlü 5 Yahudi örgütü, Başbakan Erdoğan’dan Türkiye’de anti-Semitizme karşı harekete geçmesini istedi. Erdoğan’a 4 yıl önce ödül

 veren ADL Başkanı, gelişmelerden Başbakan’ın da sorumlu olduğunu söyledi

23.1.2009

Mektubu imzalayan isimlerden ADL Başkanı Foxman, 4 yıl önce Erdoğan’a “Cesaret Ödülü” vermişti. New York’ta 10 Haziran 2005’te düzenlenen

törende konuşan Erdoğan, “Türkiye’de anti-Semitizmin yeri olmadığını” söylemişti.

 

ABD’nin en güçlü beş Yahudi sivil toplum kuruluşu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yazdıkları ortak mektupla, Türkiye’de yükselen anti-Semitizm

(Yahudi karşıtlığı) konusundaki endişelerini dile getirdiler ve Erdoğan’ı gerekeni yapmaya davet ettiler. Ayrıca Milliyet’e konuşan iki kuruluşun yöneticileri,

“Bu gidişatın sonuçları ciddi olur” dedi.


American Jewish Committee (AJC), B’nai B’rith, Anti-Defamation League (ADL), Conference of Major American Jewish American Organizations

ve Jewish Institute for National Security Affairs’in, Erdoğan’a önceki gün gönderdikleri ortak imzalı mektupta, İsrail’in Gazze politikasının anti-Semitizmi

haklı çıkarmayacağı vurgulandı; Türkiye’deki Yahudilerin endişe içinde olduğu belirtilerek, isim vermeden resmi makamlar eleştirildi.


“İsrail Konsolosluğu önünde Yahudilere nefret yağdırılıyor. İstanbul’un her yerindeki billboardlarda Yahudi karşıtı sloganlar yer alıyor. Bir mağazanın

camına, ‘Sahibi Yahudidir bundan alış veriş yapmayın’ yazılı poster asılıyor” denilen mektupta, “Bugün Türkiye’deki Yahudi dostlarımız, kendilerini kuşatılmış

 ve tehdit altında hissediyorlar. Ülkede yükselen anti-semitizm ile resmi makamların ortamı alevlendiren söylemleri arasında bir bağ olduğu ortada” denildi.

Bizler dosttuk


Türkiye’deki gelişmeleri Milliyet’e yorumlayan ADL Başkanı Abraham Foxman, gelinen noktada Erdoğan’ın sert açıklamalarının payı olduğuna inandığını

belirtti. Foxman, “Türkiye bizim dostumuzdu. Bizler dosttuk... Hâlâ inanamıyorum. Çok üzgün ve şaşkınım. Türkiye’deki  Yahudiler tehdit altındalar. İsrail’in

 politikalarını beğenmeyebilirsiniz. Ama bunu da eleştirmenin bir yolu vardır. Yahudiler kuşatılmış ve tehdit altında hissediyorlar; bunda Milli Eğitim Bakanı’nın

yaptığı uygulamaların, Başbakan’ın sözlerinin çok büyük etkisi var. Başbakan’ın kelimelerini çok bilinçli seçtiği ortada. Çok sert konuşuyor. ‘Medyayı Yahudiler

 kontrol ediyor. Onlar beni istemiyor’ gibi cümleler kullanıyor. Biz dosttuk. Bu duruma nasıl geldik?” dedi.

Kongre’de kriz kapıda


AJC Devletlerarası İlişkiler Koordinatörü Jacob Isaacson da, “Bir kaynağı zehirlemeye bir kere başlarsanız bunun nereye varacağını bilemezsiniz.

Bu gelişmelerin politik, sosyal ve kültürel yansımaları olur. Türkiye’deki Yahudi cemaati ile yakın temas halindeyiz ve çok endişeliyiz” ifadelerini kullandı.


Washington kulislerinde Başkan Barack Obama yönetimi ile birlikte düğmeye basan Ermeni lobisinin ‘soykırım’ tasarısını bu kez Kongre’den geçirmeye çok

kararlı olduğu belirtiliyor. Yıllardır Türkiye’ye destek olan Yahudi lobisininse bu kez ne yapacağı merakla bekleniyor.


Etkili bir cemaat önderi, “Bu kez çok zorlanırız. Eskiden sadece Türkiye haklı olduğu için değil, dostumuz olduğu için de Türkiye’nin tezine destek

 bulabiliyorduk. Bu noktada bunu söylemem zor” dedi. Bir başka isimse, “Biz bu konuda artık hiç yokuz. Kongre’nin de bu meseleye dahil olmaması

gerektiğine inanıyoruz. Türkiye ve Ermenistan kendi arasında çözsün” dedi.

 

 

Mektubun tam metni

Sayın Başbakan Erdoğan,
Size, son günlerde Türkiye’de artan Yahudi karşıtı gösterilerden duyduğumuz derin endişeyi anlatmak için yazıyoruz.
Pekçok olay bizde sıkıntı ve üzüntü yaratıyor. İsrail Konsolosluğu önünde Yahudilere nefret yağdırılıyor. İstanbul’un her yerindeki panolarda Yahudi

karşıtı sloganlar yer alıyor. İstanbul Üniversitesi yakınlarındaki bir mağazanın camına ‘Sahibi Yahudidir bundan alış veriş yapmayın’ yazılı bir poster

asılıyor. İzmir sinagoguna yapılan saldırı kentteki tek sinagogu da neredeyse kapatılma noktasına getirdi.


Hükümetinizin Gazze politikası ve sizin son dönemdeki çok sert ifadelerinizle hemfikir değiliz. Çatışmanın sorumluluğunun Hamas’ta olduğuna ve

 İsrail’in kendini savunma hakkını korumaya mecbur olduğuna inanıyoruz. Ama yine de, bu tip fikir ayrılıklarının ne Türkiye’de ne de başka biryerde

anti-Semitizm üzerinden yansıtılması haklı kılınamaz.
Türkiye yüzyıllardır Yahudilerin yaşadığı bir toprak olmakla haklı olarak övünür. Ama bugün Türkiye’deki Yahudi dostlarımız kendilerini kuşatılmış ve

tehdit altında hissediyorlar. Ülkede yükselen anti-Semitizm ile resmi makamların ortamı alevlendiren söylemleri arasında bir bağ olduğu ortada.


Türkiye’nin bölgesindeki önemli rolünü anlıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ile derin geçmişi olan bir dostluğumuz ve Hükümetiniz ile olan ilişkimize de büyük

değer veriyoruz. Daha önceleri anti-Semitizm’i ‘insanlık suçu’ sayan görüşlerinize binaen, derin endişelerimizi bildiriyor ve bu nahoş gelişmeleri bilginize sunuyoruz.

 
Saygıyla

 

 

Mektubu yazan gruplar
American Jewish Committee-Amerikan Yahudi Komitesi (AJC): 1906’da ABD’de Rus göçmeni Yahudiler tarafından kurulmuş en köklü kuruluşlardan.

Başkanı David Harris. New York’taki ana merkezi dışında 29 şubesi, 3 bağımsız yan kuruluşu ve ABD dışında da 8 ofisi, 175 bin üyesi ve 50 milyon

dolarlık bir bütçesi var.
Anti-Defamation League-İftira ile Mücadele Birliği (ADL): 1913 yılında Yahudilerin adil muamele görmesi ve iftiralara karşı korunması için kuruldu.

Başkanı Abraham Foxman, her sene en az iki kere Türkiye’ye gelen ve Ankara’da Başbakan’ı ziyaret eden bir isim. Başbakan Erdoğan’a 2005’te “Cesaret Ödülü”

vermişti.
B’nai B’rith: Yahudi karşıtlığıyla mücadeledeki en büyük uluslararası grup. 1843’ten bu yana faaliyet gösteriyor. 50 ülkeye yaygın bir etki ağı var.


Conference of Presidents of Major American Jewish Organisations-ABD Yahudi Dernekleri Başkanları Konferansı (CPMAJO): ABD’deki 51 büyük Yahudi

 kuruluşunun başkanlarının oluşturduğu bir üst yapı. 50 yıllık bir geçmişi var. Mektuba imza koyan isim İcra Kurulu Başkanı Malcolm Honlein.


Jewish Institute for National Security Affairs-Ulusal Güvenlik İşleri için Yahudi Enstitüsü (JINSA): 1973’teki Yom Kippur Savaşı’ndan sonra kuruldu. 17000’in

 üzerinde üyesi var. Eski başbakan Tansu Çiller, emekli Orgeneral Çevik Bir ve işadamı Mehmet Emin Karamehmet bu kuruluşun ödül verdiği isimler arasında.


İstanbul Kurtuluş’taki bir cep telefonu bayisinin kapısına astığı bu poster, GSM operatörünün rahatsızlığı üzerine indirilmişti. Türkiye’de doğrudan

Yahudileri hedef alan benzeri afişlere de rastlamak mümkün.

MILLIYETTEN

 

 

 

 

 

==========================================================

 

 

ISRAIL’I ELESTIRMEK ICIN YANIP TUTUSMAK ANTISEMITIZMDIR
Yelda Özcan, 27 Ocak 2009


Israil’in yillardir süren Hamas saldirilarina karsilik vermesiyle birlikte dünyanin
hemen her yerinde oldugu gibi Türkiye’de de antisemitizm „normal seviyesinin“ cok
üstüne cikti: antisemitler bu kez güvercin kiliginda idiler, kahrettikleri de savas
degil, Israil idi, ve bir cirpida da Yahudiler, Yahudilik/Musevilik.


Hamas bombalarinin terörü altinda son dort yili agir olmak uzere 8 yil geciren
Israil’de 6 aylik ateskes sirasinda cocuklar ateskeste olan bir ülkenin cocuklari gibi
bile okula gidemediler, bahcede oynayamadilar, haftasonu arkadaslariyla
bulusamadilar. Cunku ateskese ragmen Gazze’den füze ve bomba yagiyordu –
ateskes sirasindaki sayi enaz 538. Israil Gazze’den cekilmeseydi, bu barisci adimi
atmasaydi, 1986 dogumlu Gilat Şalid simdi tibbi bir laboratuarda calisiyor olabilirdi.
Islamci üc örgütün Haziran 2006’da kacirdigi Gilat hala Hamas elinde rehin. Israil’in
Gazze Seridi’nden cekildigi 2005 yilindan bu yana oradan 6500’den fazla roket ve
bomba firlatildi. Sadece 19-26 Aralik 2008’de mesela 170 roket dustu Israil'e.
Israil buna cevap vermeye kalkti ya, ilk atista, ilk gün dünyanin bütün antisemitleri
"bildi" ki onun bu yaptigi „insanlık dışı”dir, bu bir „katliamdir“, „insanlik sucudur“,
„soykirimdir“. Kendi soykirimlarina bir türlü soykirim diyemeyenler, bunu inkar
edenler, Yahudi’yi fail olarak görmekte ve göstermekte hic ikircige düsmediler.


Türkiye’ye komsusu Suriye'den haftada 200 roket atilsa neler olurdu, bir hayal edin.
Her devlet gibi Israil de vatandaslarini -Yahudi, Arap! – koruma gerekcesiyle
karsisindaki militer güce militer karsilik verdi. Ve 27 Aralik 2008’den itibaren neler
oldu? Daha ilk ateste R. Tayyip Erdogan “Israil insanlik sucu isliyor” dedi, islamci
basbakanin izinde IHD solugu Israil Konsoloslugu önünde aldi. Cuma namazi cikisi
cihad ilan edenleri hic elestirmeyen, islamin iktidari icin demokrasilere karsi savas
acanlari mazlum olarak kabul eden IHD ve benzerlerinin geldigi nokta bu, pogrom
havasina katkida bulunmak. Bunlari takiben AKPli Istanbul Belediyesi sokaklari
"Musa'nin çocuklarina" hitap eden pankartlarla donatti, Kayseri’de sendika üyeleri
Israil Büyükelçiligi'ne kan gönderdi, laik (!) CHP Israil’i tekbirlerle protesto etti.
Tehditkar „Yahudiler bekleyin biz geliyoruz!“ afisleri, Yahudi’den alisveris etme
listeleri, duvarlarda uzerine carpi cizilmis Davut Yildizlari, nazi sembolleri ve „Hitler
bütün Yahudileri öldürseymis de bugünler olmasaymis“ diyen gazete okurlari 1 ve
bunlarin sokak gösterileri...


Türkü, Kürdü2, Sünnisi, Alevisi3 Yahudilere karsi pogrom havasina girdiginde, önce
„Savas Bahane, Antisemitizm Her Yerde“, daha sonra „Her Firsatta Antisemitizm“

„Bir okurum da geçen gün telefon etti ve ‚Hitler heykeli dikmek istiyorum. Yasasa gidip boynuna
sarilasim var’ dedi. Kulaklarima inanamadim. ‚6 milyon insandan söz ediyoruz’ dedim, ‚farkinda
misiniz?’ ‚Evet farkindayim, keske daha da fazla olsaydi’ dedi. Deli olmaliydi ama gayet de akli basinda
bir kadindi. Feverana gelmis, böyle diyor. Üstelik bir sürü Yahudi komsusu da varmis zamaninda. Çok
da severmis onlari ama.. Olsun.. Hitler bütün Yahudileri öldürseymis de bugünler olmasaymis.“
Içimizdeki katil ve zorbayla yüzlesmek, Mutlu Tönbekici, 09 Ocak 2009
htttp://www.haber7.com/haber/20090109/Icimizdeki-katil-ve-zorbayla-yuzlesmek.php

Ibrahim Tatlises, Ibo Show, atv, 04.01.2009http:// www.youtube.com/watch?v=uF9SisEcZKU

Yildiz Tilbe’nin bedduasi http://www.haber3.com/news_detail.php?id=436807

adini alan imza metnini Ayse Günaysu dahil 4 kisi yazdik. Sonra Ayse sagdan,
soldan gelen tepkiler uzerine kendi cevabini kaleme aldi5. Ben de Türkiye’de
antisemitizme karsi imza toplamak üzere yazilan bir ortak metne ne yazik ki hala
giremeyecek görüslerimi ifade etmek istiyorum, burada

 

Türkiye’deki arkadaslar her bir yandan saldiri ve elestirilere muhatap olmak zorunda
kaldilar. Ne tür email bombardimanlarina tutulmus olduklarini asagida siralayacagim
örneklerden anlayacaksiniz. Ve, metnimiz tamamdir, belki ilan da yapariz diye onu
kisaltmaya kalktigimda bir de gördüm ki, "savasin diger müsebbibi Hamas" seklinde
bir ifade eklenmis. Basta farketmedigim, sonradan silinen bu ifadeye neden
kesinlikle karsi oldugumu simdi anlatacagim, ama once dikkatinizi cekeyim ki, bu
ifadeye ragmen metni Israil yanlisi bulan (benim icin eski) dostlarimiz oldu.
Cünkü metnimiz “Israil ordusuyla Hamas arasinda süren savas, bütün savaslar gibi”
diye basliyor. Oysa imza verebilecegini düsündügümüz bu arkadaslarimiz Israil’in
mahkum edildigini görmek istiyorlardi. Öncelik Filistin’deki kardese; terörize edilen,
saldiri hedefi haline gelmis Istanbul Yahudileri sonra...


Türkiye’deki arkadaslar acikca baski altinda kaldilar, Almanya antisemitizmin
anlaminin nisbeten daha iyi bilindigi bir ülke oldugundan burada benim gibilere
tepkiler daha hesapli, sinsice, kendini gizleyerek ve uzun vadede geliyor. Neyse,
antisemitik olur mu acaba bu diyecegim, diye endise etmeye gerek görülmeyen
Türkiye’de, insan haklarini, kadin haklarini savunuyoruz diye yola cikmis email
gruplarinda arkadaslar karinlarindakini bir güzel döktüler: “ortada savas falan yok.
katliama girisen bir Israil devleti ve seçilmis temsilcileri Hamas araciligiyla kendini
savunan bir Filistin halki var.”


IslamOnline.net haberine gore Tayyip Erdogan Bati dünyasini Hamas demokrasisine
saygi duymaya cagirmis. Eski arkadaslarla Islamcilarin demokrasiden ayni seyi
anliyor olmalari oldukca hazin. Israil’e duyulan nefret, siyonizme duyulan ezeli
nefret gözleri öyle karartiyor ki, is islamci terörist bir örgütü savunmaya kadar
variyor. feminist@yahoogroups.com grubunda bu tür sözler sarfedenler, ya
kurtulusu seriatta görüyor ya da Arap kadinlarin kurtulusunu istemiyor. Filistinlilerin
iyiligini isteyen Hamas’i savunamaz. Filistin’in iyiligini istiyorsaniz ona özgürlügü
neden layik görmüyorsunuz?


Pakistan’da islamcilarin okula giden kizlari avlamaya ciktiklarina, Hristiyan kizlari
seks kölesi olarak kullandiklarina nasil göz yumulabiliyor sorusunun cevabi
buralarda bir yerde sakli herhalde.


KIM BEBEK ARABASININ NERESINDE DURUYOR, ONA BAKMAK LAZIM


Hamas daha gecende 70 yasindaki dahil, 6 kisiyi kursuna dizdi; El Fetih’le
birbirlerinin cocuklarini öldürdüler, o zaman kimse „bebek katili“ olmuyor, akitilan
kanlar unutulabiliyor. Antisemitizm ayni zamanda kör ve sagir edici: Hamas
 

http://antisemitizmehayir.blogspot.com

http://www.taraf.com.tr/haber/26037.htm

evlerimizi hedef haline getiriyor, kendilerine bir sey olmuyor, olan bize oluyor, diyen
Arap genc kizin ne sesine kulak veriliyor ne de televizyondaki görüntüsü akilda
kaliyor. Bir kizin Israil bombalariyla öldürülmesinden sonra ailesi „savasin müsebbibi
Hamas’tir„ dedi. (Al-Aqsa TV, 29.12.08)6 Ama dünyanin antisemitleri „zalim
Yahudi“nin sivilleri öldürdügü propagandasini yapmaya devam etti. Okullari askeri
hadef haline getiren, cocuklari istismar eden müslümanlar olunca cocuk haklari
savunuculari da yerin dibine girdi.


Bir tarafta Gazze varsa, Gazze cocuklari varsa öte tarafta da Sderot, Askelon var.
Beersheba neresidir biliyor muyuz? Önemli degil, önemli olan „bebek katili Yahudi“
figürünü yasatmak. Yahudi’nin sivili olmaz, onlarinki evlat sayilmaz. Gazze’dekilerdir
kadin, cocuk; onlardir bizimkiler.
Hamas, Hizbullah, El Fetih hepsi, ne kadar cocuk cesedi gösterirsek islami zafer o
kadar yakin diyor. Ama Israillilerin sürekli korku icinde yasamasi icin islamci Arap
örgütlerin kendi sivillerini kalkan olarak kulanmasi ahlaken sorgulanmiyor.
Savas kötüdür, acimasizdir, ama bu durumda bile asgari ahlak, hukuk ariyorsak
once bebek arabasinin arkasina gecen kim, kendini ona siper eden kim, ona bakmak
lazim. Hamas "milletvekili" Fethi Hamad, siyonist düsmana karsi kadinlari ve
cocuklari kalkan olarak kullandiklarini gururla aciklamisti. (Al-Aqsa TV, 29.02.08)
Güncel kanit görmek isteyenlere:


http://edition.cnn.com/video/#/video/world/2009/01/25/penhaul.gaza.militant.fighters.cnn
 

Ellerine tas, sapan, yüreklerine Yahudi nefreti koyan Yaser Arafat’tan bu yana Arap
cocuklarin suistimalinde yogunlasma sürüyor; antisemitzm nefret yeminleri artik
askeri törenlerle yapiliyor, bebelere üniformalar giydirilip, taslarin yerine gercek
silahlar veriliyor. Islamcilar cocuklari intihar bombacisi olarak yetistiriyor. Ama bu
militarizm, bu mashizm Yahudilere karsi olunca ne insan haklari dernegini rahatsiz
ediyor ne de örnekteki feministleri.


Filistinli cocuklarin gelecegini karartanlar gözü kapali Filistin savunuculugu
yapanlardir. Cocuklari Hamas suistimalinden koru!
Ahlaken hala yol gösterici olan, dünyanın üçüncü kadın başbakanı Golda Meir’in
sözleri:
„Baris, Araplarin kendi cocuklarina olan sevgileri bize duyduklari nefretten fazla
oldugu zaman gelecek.Baris gelirse, bir gün belki Araplari ogullarimizi
 


Palestinian girl: Hamas responsible for war: www.youtube.com/watch?v=fLIdxF-GHWw
Real Face of Hamas:
www.youtube.com:80/watch?v=7_OGhj43GAE
 

„Peace will come when the Arabs will love their children more than they hate us.“ 1957’de Israil
Disisleri Bakani iken Wasington’da bir basin konferansinda.
 


öldürdükleri icin hemen affedebiliriz, ama bizi onlarin ogullarini öldürmeye
zorlamalarini affetmemiz bundan daha zor olacak.”


EZELI ANTIISRAIL PROPAGANDACILAR


Ekim 1990 tarihli Hamas'in el ilanlarinda (Nr. 65) „Yahudileri öldürün, evlerini,
varliklarini atese verin, Yahudi öldürmek müslüman olarak görevimizdir“ deniyor. Ve
bu, o zaman kazaren yapilmis bir yanlislik degil; Hamas örgüt ilkelerinin 7.
maddesinde de konu Israil degil, direkt "Yahudi", orada da her müslümanin
görevinin Yahudi öldürmek oldugu söyleniyor. Ama basinin pek itibar ettigi eski
solcu ve yeni islamci Filistin uzmanlari bunlari ne duymak ister ne de duyurmak.
Islamci örgütler intihar bombacilari saliyor Israil sivillerinin arasina. Ne kadar cok
Yahudi öldürürlerse, cennetin kendileri icin o kadar garanti olduguna inanan bu
bombacilari fail olarak görmeyen bu uzmanlar insan haklari konulu panellerin de
konusmacilari oluyorlar. Bu fanatizm hangi insan haklarina sigiyorsa.
Filistin uzmanlarinin isi gercekleri carpitmaktir. Alalim Oral Calislar’in

 Israil’i fanatik terörist Hamas ile esitledigi yazisini: “Her ikisinin gerekçesi de kendi halkini
korumak, onlarin huzur içinde yasamasini saglamaktir. Israil’in uyguladigi devlet
terörü simdiye kadar Filistin’den Israil’e yönelen terör eylemlerini engelleyemedigi
gibi, Filistin içinde siddet yanlisi egilimi güçlendirdi.“
Görüyor musunuz, eger onun Filistininde siddet, Araplarin birbirlerini kiracak
noktaya gelmisse, onun da sorumlusu Israil. Tipki antisemitizmden dolayi
Yahudilerin suclandigi gibi.

Yazinin tamami aslinda esitler gibi yapip, esas kinanmasi gereken hedef olarak
Israil’i isaret ediyor. Israil, icinde „sahin“leri güclü olan devletmis. Hamas güvercin!
Bir yanda „ezici“ Israil ve onun devlet terörü var, öteki minnak bir örgütün zavalli
cirpinislari.
Israil devletine nefret duymayi mesrulastirmak, tek Yahudi devletini haritadan silme
düsüncesine karsi cikmamak, soykirima acik cek vermektir. Dünyanin dört bir
yanindaki bilumum ayricilikci örgütlere sempati duyup her birinin devlet kurmasini
bilip bilmeden hak olarak kabul eden Türkiye solunun, sira Yahudilere gelince,
onlara bu hakki tanimamasi düpedüz antisemitizmdir! Israil’i dünyanin Yahudisi
yapip, ona diger bütün devletlerden farkli standart uygulamak antisemitizmin ta
kendisidir.

“When peace comes we will perhaps in time be able to forgive the Arabs for killing our sons. But it
will be harder for us to forgive them for having forced us to kill their sons.“ 1969’da Israil başbakanı
olarak Londra’daki bir basin konferansinda.

06/01/2009
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=915745&Yazar=ORAL%20%C3%87ALI
%C5%9ELAR&Date=06.01.2009&CategoryID=98

„Israil yaptiklariyla hem Turkiye'de hem de butun dunyada antisemitist damari da sahlandiriyor“...
Bu da kuyerel@googlegroups.com grubunda yazilmisti.

Allah allah diye gönderilen Iran roketleri, camilerin kisla, hastanelerin karargah
olarak kullanilmasi, ambulans kacirmalar, bu bilgiler, bir diger ezeli Israil düsmani
olan Ayse Karabat’in da haberlerine, röportajlarina girmez. Onun yerine Hamas
övgüsü:
“Hamas uluslararası tanınma istiyor. Bu tanınma için de kendisine üç koşul
dayatılıyor, Đsrail’in varlığını tanı, terörü kına, daha önce yapılan anlaşmaları kabul
et. Baktığınızda Hamas uzun süreden beri intihar saldırısı düzenlemiyor, seçimlere
katılması bile dolaylı yoldan Oslo anlaşmalarını tanıdığını gösteriyor ve Đsrail’e biz
aramızda anlaşalım ama asıl çözümü on yıl sonraya, bizden sonrakilere bırakalım
diye özetlenebilecek Hunda önerisi, aslında yine dolaylı bir tanımayı içinde
barındırıyor. … Đsrail halkı bir türlü aslında Gazze’den çekilmediklerini, balıkçıların
bile bir kilometre öteye gitmesine izin verilmediğini görmek, bilmek istemiyor. Kolay
mı insanın kendi ülkesinin askerlerinin hiç yoktan katliam yaptığını kabullenmek,
hele ki müthiş bir propaganda altındayken.„11
Gercekleri propagandistler böyle carpitir iste: „Hamas uzun süreden beri intihar
saldirisi düzenlemiyor“mus. Soralim bakalim, nedir bu „uzun süreden beri“, ne
zamandan beri? Israil, vatandaslarini bu saldirilardan korumak icin duvari
ördügünden beri! Yani Hamas intihar saldirisi „düzenlemiyor“ degil, düzenleyemiyor,
bu konuda basarili olamiyor artik. Karabat nasil da unutuveriyor Israil’in koruma
duvarinin rolünü. Halbuki aleyhinde az yazmamisti kendisi: „Demirden bir duvar
örmek istiyordu Siyonistler Israil'in etrafina. Herkesi ve her seyi Israil'den uzak
tutacak demir bir duvar.“
Yahudiler korumasiz kalmalidir, duvarsiz, desteksiz. Antisemit dünyada, Yahudilerin
kendilerini savunmasi karsi tarafin soykirimidir. Yahudilerin yasami sözkonusu
olunca insan haklari ezber laflarinin bile rafa kaldiriliyor olmasi antisemitizmden
baska bir sey degil.


ANTISEMITIZME KARSI ANTISEMIT METINLER


Israil’in varligini isgal olarak gören / gösteren ve islamci terörist örgütleri güzelleyen
haberler yetmezmis gibi güya antisemitizme karsi yapilan basin aciklamalari da
Israil nefretiyle dolu. Nefret ediyorlar, ama antisemit degiller, hasa!
Yahudiler cocuk kacirip kaniyla hamur yoguruyor, onlar Isa’nin katili vb. iddialari
olan arkaik antisemitler Yahudi ile kani, vahseti muhakkak birarada kullanirlar.
Dikkatli, sogukkanli, hesapli Israil düsmanlari ise ayni icerikle ama antisemitizmle
suclanmayi bertaraf ederek antisemitlik etmenin yollarini ararlar. Israil Hükümetinin
„sivillere karsi acimasiz ve orantisiz saldirisindan“ söz etmenin „zalim Yahudi“ diye
bagirmaktan daha etkili oldugunu bilirler.

http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1231759058&year=2009&month=01&day=12

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=121729

„Yahudi Düsmanligi Yapmayin, Ortadogu'da Baris ve Insan Haklari Hareketini
Görün“13 baslikli yazi ise akli selime davet ederken antisemitizmden cok Israil’i
kiniyor, kinamanin hakliligina vurgu yapiyor. Okurun gözünde Israil icin olumlu puan
anlamina gelecek ne varsa ya yok sayiyor ya da o puanlari Araplarin hanesine
yaziyor: Israillilerin baris ve insan haklari hareketinden söz ederken “Ortadogu'da
baris ve insan haklari hareketi” diyerek sanki Filistinli baris örgütleri varmis gibi bir
izlenim birakiyor. Yani yaniltici. Neden hic Filistinli savas karsiti örgüt yok, ona
deginmeyeceksiniz ki, okuyan her iki tarafta da oldugunu sansin. Aksi halde,
Hamas’in muhaliflerini Israil isbirlikcisi olmakla suclayip infaz ettiginden söz etmek
gerekebilir. insan haklari, baris falan savunma iddiasindayken bunlar hic yakisik
almayacak tabii.


"Irkciliga ve Yahudi Dusmanligina Hayir" baslikli bir imza metnine göre ise, tamam,
Israil’de e savaşa "dur" diyen on binlerce insan var, ama “dünyanın her yerinde
olduğu gibi”… Siddet uygulayani Israil olarak saptayan metin, evet, Israil
saldirgandir, Filistin topraklarini isgal edendir, katliamcidir, fakat tüm Yahudileri
sorumlu tutmayin, diyor. Bazilarini ayirin, gerisi hakkiniz, demek gibi.14
Antisemit bir örgütü destekleyerek antisemitizme karsi metin yazmak da iyi cesaret
dogrusu. Insan Haklari Gündemi Dernegi15 , irkçi, antisemitist ve yabanci düsmanligi
içeren beyanlara karsi cikisi, sözkonusu beyanlardan farkli degildi: Israil’in
Gazze’deki vahseti! Israil insancil hukuku ıhlal etmektedir!


Baris Girisimi’nin16 çağrısi ise alenen Cuma nazami cikisi seriat icin yürüyenlerin
söylemiyle ayni, "Đsrail'i Telin" başlıgini tasiyordu. Israil devletinin Iran techizatli
Hamas ile savasi, tipki basbakanlari gibi, onlarin dilinde de cömertce „insanlik
suçu“... Israil Devleti'nin Gazze'de Filistinlilere kiyim uyguladigini iddia eden Baris
Girisimcileri, 1915’te 1,5 milyon Ermeni ve yüzbinlerce Süryaninin soykirimdan
gecirilmesini ama „büyük felaket“ olarak adlandiriyor ancak.
1915'te Osmanli müslümanlari 7 Ermeni öldürenin cennete gidecegine inaniyorlardi,
varliklarina el koymak icin böyle bir inanca ihtiyaclari vardi. Bugünün Türkiyesinde
Yahudi öldürenin cennete gidecegini vaaz eden islamci terör örgütlerini bir türlü
kinayamamakla bunun bir baglantisi var mi, diye sormadan edemiyor insan.
”Onlar bu ülkenin vatandasi.. Bizim parçamiz.. Yüzyillardir yan yana iç içe
yasiyoruz.. Israil hükümetinin orantisiz saldirisindan.. Çocuklari bile öldürmesinden

Yahudi Düsmanligi Yapmayin, Ortadogu'da Baris ve Insan Haklari Hareketini Görün, Bianet, 8 Ocak
2009 www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/111826/yahudi-dusmanligi-yapmayin-ortadoguda-baris-
ve-insan-haklari-hareketini-gorun

İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü insanlık dışı saldırıları kınıyoruz. Ama aynı zamanda savaştan tüm
Yahudileri sorumlu tutmaya kadar varan Yahudi düşmanlığından da kaygı duyuyoruz. Barışın temeli,
Đsrail’in şiddet politikaları karşısında Yahudilere yönelik ırkçı söylemler üreterek kurulamaz. Bugün
dünyanın her yerinde olduğu gibi Đsrail’de de savaşa "DUR" diyen on binlerce insanla birlikte biz de
katliamın sona ermesi ve Filistin topraklarında kalıcı barış ortamının sağlanmasını talep ediyoruz. tüm
Yahudileri Đsrail’in saldırganlığından sorumlu tutmanın ırkçılık olduğunu hatırlatıyoruz.“
http://irkciligaveyahudidusmanliginahayir.blogspot.com

Israil Insancil Hukuku Ihlal Etmektedir! INSAN HAKLARI GÜNDEMI DERNEGI
www.rightsagenda.org/main.php?id=352

http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=23839

onlar mi sorumlu? Israil'de yasayan Yahudilerin de bir bölümü bu acimasiz saldirilara
karsi.. Onlar da kendi hükümetlerine nefret yagdiriyorlar..”17
Mesru olan tek sey Israil devletine nefret duymak. Yahudi devleti ortadan kalksin,
Yahudileri de; ama bizimkileri onlarla karistirmayalim, onlar „bizim parcamiz“.
Buradaki biz’den iki sey anlasilabilir: Bir, “biz“ iyi olaniz, normal olaniz, yasamasi
gerekeniz; bize ait olan da yasasin. Iki, Yahudiler bizim parcamizdir, parcalarimiza
ihtiyacimiz var, onlari elimizde tutmamizi saglayacak kadar koruyalim. Azinliklari
rehine gibi yasatan devlet, hükümet yalniz degil...

 


BU DA BIR TÜRKIYELILER DERNEGINDEN, HEM DE ALMANYA’DA


Frankfurt’taki Soykirim Karsitlari Dernegi’nin Türkiye basinina ve email gruplarina
dagittigi „antisemitizme karsi mücadele çagrisi“ da Israil devletini mahkum etmek
üzere kaleme alinmis. Metinde, bir tarafta kuralsiz savas yürüten, cocuklari “bile
bile” katleden, savas suçu isleyen Israil devleti var, öte tarafta onun katlettigi Filistin
halki. Israil, savasi tirmandirandir, savas kurallarini çigneyendir, katliam yapandir,
öte tarafta hakkinda sözü edilenler “Filistin halkinin akli basinda önderleri”...
Hitler gibi birinin secimle isbasina geldigi ve 6 milyon Avrupa Yahudisinin
imhasindan sorumlu bir ülkede anti Israil propaganda yapiyor olmasi ayrica dikkate
deger. Türkiye’dekiler izleyemiyor olabilirler; ama Almanya’da televizyonda gördük;
Arap sivillerin kendilerini kalkan olarak kullanan Hamas’tan sikayetlerini. SKD
üyelerinin benim gördüklerimi görmüs olmasi gerekirdi.


Türkiye'de youtube'a girmenin yasakli olusu, bilgiye ulasmanin önündeki büyük
engellerden biri, cünkü Ingilizce falan bilmeden de orada neler oldugu görülebiliyor.
Gerci hop oturup kalkmadan önce, taraflar ne diyor acaba, diye merak edenin
bulacagi internet sayfalari yok degil. Ama kisitli. Mesela Israil'in Ankara
Büyükelçiligi’nin ciliz bir web sitesi var.18 Ama zahmet edip tiklanacak olursa hic
olmazsa su görülebilir: „18 Ocak 2009 günü (israil’in tek taraflı ateşkes ilanından 12
saat sonra!) Hamas’ın, iki okul binasının arasından bir füze fırlattığıni”...
Ama antisemitler olaylari ögrenmeye calismazlar, Israil’in karsisinda kim varsa o
desteklenir; Hamas “Filistin halki” oluverir, Hizbullah da “Lübnanli siviller”! Mahmut
Abbas bile, Misir, Suudi Arabistan bile Hamas'in sorumlulugunu teslim etti de,
Türkiye kamuoyu etmedi; solu, sagi, dincisi, laiki kendinde infiale kapilma hakki
gördü.


Baris isteyen, bunun icin adimlar atan Israil. Israilli muhalifler falan demiyorum,
Israil devleti! Savasin müsebbibi ise Hamas'tir, ona silah, lojistik destek veren basta
Iran olmak üzere bölgedeki antidemokratik müslüman ülkelerdir.
 


Onlar da bu topraklarin sahibi, Mehmet Tezkan, Vatan ,17.01.2009
http://haber.gazetevatan.com/haber.vatan?detay=Onlar_da_bu_topraklarin_sahibi&Newsid=218683&
Categoryid=4&wid=131
 


http://ankara.mfa.gov.il/mfm/web/main/missionhome.asp?MissionID=65
 


Ama antisemitlerin bilgilenmeye ihtiyaci yoktur; Israil dünya devletleri arasinda
Yahudi olandir ve kim onu ortadan kaldirmaya calisiyorsa desteklemeli...Yahudi
devletini elestirmek icin yanip tutusmak, acaba neler oluyor, Israil ne diyor peki,
diye merak etmeden infiale kapilmak; söyle sere serpe, aman antisemitlik yapmis
olur muyum acaba falan demeden, hic sorgulamadan ve sorgulanmayacagindan
emin olarak onu elestirebilmeyi istemek antisemitizmin kendisidir. Yahudi devletini
haritadan silmek lazim, deyip atom bombasi yaptigi halde „Iran elestirisi“ diye bir
kavram lugatlarda yok, soykirim yapan müslüman ülke de tabii: „Sudan elestirisi“
diye bir sey duydunuz mu hic?


Israil savas sirasinda el ilani dagitiyor sivillere; bulundugunuz yerden bize füze
firlatiliyor, orayi bombalayacagiz, cikin ordan deniyor. Hatta telefonla ariyorlar!

 

----------------------------------------------

 

TARAF GAZETESI

KUM SAATI

AHMET ALTAN 9.3.2009

http://www.taraf.com.tr/makale/4363.htm

 

------------------------------------------------------

 

Tuesday, July 20, 2004

Ambassador Kamuran Gürün passed away By Denis Ojalvo

The protagonist of Turkish-Jewish ties in the post 1980 military intervention era, former Undersecretary of the Turkish Ministry of Foreign Affairs, Ambassador Kamuran Gürün passed away.
By Denis Ojalvo


 

In July 1980, Israel declared Jerusalem as its capital. In August, the Turkish government suspended

the activities of its General Consulate in that city.


On the 12th of September 1980, the Turkish army took control of the state in order to prevent an

imminent civil war which, was about to be triggered by the daily clashes of left and rightwing militants.
The National Security Council (NSC) consisting of the top military establishment of Turkey, appointed

 Ambassador Ilter Türkmen as Minister of Foreign Affairs and Ambassador Kamuran Gürün as his

 undersecretary.

In his book titled Tumultuous Years – memoirs of an Undersecretary published in 1995, Ambassador

 Gürün provides his readers with first hand and most authoritative information regarding the debut of Turkey’s

ties with the American Jewish Establishment.

Since the assassination of its diplomats by an Armenian avenger in Los Angeles in 1973, the Turkish

foreign policy making has been under the mortgage of genocide allegations by the Armenian Diaspora

who has been pressing for the recognition as such, of the mass deportations and killings of Armenians

 which took place in 1915 in the Ottoman Empire’s Eastern Anatolian provinces.

On the 15th of July 1974, The Greek Cypriot national Guards led by Nikos Sampson, made a coup in order

to annex the island to Greece. This prompted an intervention by the Turkish military on the 19th of July,

which lasted until the 22nd. Having obtained no tangible result, The Turkish military made a second

landing on the 14th of August and took control of the northern part of the island.

The Greek Americans mobilized their lobbying skills in order to drive the Turkish forces out of the island.

By the same token, the Armenians jumped in the wagon and together with the Greek Lobby formed one

of the most formidable Anti-Turkish fronts thwarting all American congressional resolutions regarding Turkey.

Turkey’s efforts to deal with this phenomenon by enlisting the support of the Jewish Lobby date back to

1974 when the Governor of Istanbul Mr. Vefa Poyraz, upon instructions received from the government,

established contact with the notables of the Turkish Jewish community and asked them to take part in

Turkey’s efforts to explain the reasons of Turkey’s intervention in Cyprus.

In the mean time on the 17th and 18th of December 1974, the Greek Lobby managed to have both the

 Congress and Senate vote a resolution on an arms embargo on Turkey. This resolution was effective as

 per the 5th of February 1975.

The Armenian Lobby took advantage of the conjuncture and managed to have the Congress and Senate

 pass joint Resolution No. 148 on the 9th of April, designing April 24, 1975, as "National Day

of Remembrance of Man's Inhumanity to Man".

Jak kamhi and Fred Burla, two Jewish industrialists took part in the task force sponsored by the Turkish Industrialists Union which visited the USA on 6-16 September 1975 for lobbying against the arms embargo.

Below is a summary of Ambassador Gürün’s contacts with The Jewish Lobby and the involvement of

 Turkish Jews in Turkey’s lobbying efforts, as reported in his previously mentioned memoirs.

When he took office as under-secretary of the Ministry of Foreign Affairs, Ambassador Gürün inherited

an even bleaker situation owing to the fact that on top of Turkey’s occupation of Northern Cyprus and

Armenian Genocide allegations, he had to advocate the legitimacy of the newly established military regime

in Turkey.

Ambassador Gürün was seeking the support of the West against the raging Armenian terrorism which,

in a span of 11 years from 1973 to 1984 claimed the lives of 41 Turkish diplomats and consular staff.

 In that scope, he thought that it was important to organize the Turkish Diaspora, especially the one in the USA,

 and establish a Turkish lobby which would explain to the world public opinion Turkey’s points of view on the afore mentioned subjects.

Following the military intervention of September 12th 1980, Mordo Dinar, a Turkish lawyer and member

 of the Turkish Jewish community, contacted Ambassador Gürün in Ankara on his own initiative and

proposed to organize meetings with the press and the audio-visual media. Ambassador Gürün contacted

the Turkish Ambassador Adnan Bulak in Paris and asked him to cooperate with Mordo Dinar.

Mordo Dinar who covered his own expenses, managed to block the broadcasting of certain French Television programs which, were unfavorable to Turkey. He was present during all meetings with the members of the

 Jewish Lobby, the following year in New York.

According To Ambassador Gürün, Mordo Dinar and Jak Kamhi have been the first two persons with

 whom The Turkish Ministry of Foreign Affairs cooperated in order to explain the Turkish point of view

 especially in France and the USA, in order to forestall the adverse currents regarding Turkey.

Jak Kamhi was the person who found the lawyer who represented Turkey in the case of the Orly Massacre

perpetrated by Armenian terrorists.

Ambassador Gürün established that the center of the Anti-Turkish activities sponsored by the Armenians

 was the American Congress in Washington. And that the Armenians were trying to enlist the Jewish

Lobby to back their efforts.

It was again, Jak Kamhi who through the Turkish Jewish and the American Jewish Communities,

prevented the Armenians from taking part in the Holocaust Museum and who fulfilled an important

role in the establishment of a Task Force of non-governmental prominent figures.

Few people know the unforgettable services rendered by these two friends of ours.

Mordo Dinar and Jak Kamhi deserve a great “Thank You”.

On the 12th of February 1982 a delegation of the Jewish Community in Turkey led by the Chief Rabbi

David Asseo and whose participants were Jak Kamhi, Jak Veissid and Eliezer Kohen visited the Head

of the State General Evren.

Ambassador Gürün prepared a report for the NSC meeting which, had to take place on the 18th of March

 1982. One of the topics on the agenda was whether to allow the Jews of Turkey to participate to

international Jewish gatherings. It was judged that the Turkish Jews provided proof they could lobby

on behalf of Turkey in those forums. The head of State, General Evren, opened the matter for discussion.

 The Minister of Foreign Affairs Ilter Turkmen opposed the granting of a permission to Turkish Jews to

participate to the meetings of the World Jewish Congress on the grounds that this would harm the

 relations between Turkey and the Arabs.

Ambassador Gürün paid a visit to General Evren on the 24th of March 1982, before traveling to the USA

 where he was to meet with Jewish organizations. It was agreed between the two that his contacts would

 be kept secret for the time being. In his meetings with Jewish Organizations, Ambassador Gürün

emphasized Turkey’s will to cooperate with these against terrorism and informed them on the allegations

of Genocide made by the Armenians and their efforts to hide behind Jewish organizations. The Jewish

 organizations asserted that they would not contest historic events, but that they were ready to back

Turkey and cooperate against terrorism.

Mordo Dinar had a meeting organized by the vice-president of the International Law Society,

Mr. Seymour Rubin (a Jew) where columnists from the New York Times, the Washington Post, Newsweek,

Foreign Policy as well as commentators of the TV chain CBS participated along with specialists of the

 Middle east Institute. That meeting provided Ambassador Gürün with the opportunity to answer many

 questions regarding Turkey and its foreign policy, including the Armenian issue.

Following Ambassador Gürün’s journey which lasted until the 1st of May, on the 21st, took place a meeting

of the NSC where General Evren asked whether it was appropriate to allow Turkish Jews to participate

 in World Jewry’s meetings. This time the Minister of Foreign Affairs (Mr. Ilter Türkmen) did not oppose

and General Evren gave the necessary instructions to the office of the Prime Minister who in its turn

instructed the Governor of Istanbul accordingly on the 27th of May 1982.

After the meeting, some participants asked the minister why he denied that permission during the

 previous meeting. The minister replied that he was opposed to contacts with the Jewish Lobby.

Ambassador Gürün emphasized that the existential question Turks have to ask themselves is who

would take advantage and who would be harmed by the weakening or dismemberment of Turkey?

He points that in the setting of those days it would be difficult to assume that Russia, Bulgaria,Greece,

 Syria and Iraq would care. That Iran, Saudi Arabia and Jordan would be indifferent.

The ones that would be nervous and unwilling to see Turkey weaken would be the USA and as strange

as that may seem, Israel. Therefore, Ambassador Gürün suggested a NSC meeting to be convened

in order to determine the interests of Turkey and fix the principal guidelines of its foreign policy.

Ambassador Gürün pointed on two means for handling the Armenian Question, and the Kurdish Question

 when this one is likely to manifest itself. These are:

1- To fulfill all of Turkey’s necessary obligations at the national level

2- Given that Turkey is unable to achieve its goals all alone, to seek partners which share the same

perspective and goals with Turkey at the conceptual and operational levels.

He concluded that the only natural ally against the powerful Greek and Armenian Lobbies is the

(American) Jewish Lobby.


Under the given circumstances, taking advantage of the Jewish Lobby becomes a matter of national interest.

 Turkey cannot sit and watch, given the danger of dismemberment, just not to offend the Arabs.

 The interests of Turkey take precedence above any other thing.

Ambassador Gürün pointed to the fact that the American Congress is abundant of Anti-Turkey

propaganda and that if Turkey antagonized with the Jewish Lobby, not one decision favorable to Turkey

 would pass the Congress.

He remarked that the Jewish Lobby was able to assert its will on the German Government, provide

 anxiety to the French, and fight with the Russian. In his opinion, what makes things move is not

 Israel but the Jewish Lobby. Turkey doesn’t need to contact this lobby officially to enlist its support.

This could easily be done by Turkish Citizens (Turkish Jews). That is the reason why Ambassador

Gürün has been in favor of allowing the representatives of the Turkish Jewish Community participate

 to the meetings of the World Jewish Congress.

On the other hand, the Ministry reprimanded Turkish Americans for criticizing with an advertisement

a plot against Israeli diplomats drawing parallels to plots perpetrated by Armenian terrorists against

 Turkish Diplomats. Ambassador Gürün thought that this reprimand by the Turkish Foreign Ministry

was misplaced.

On the 5th of May 1982, Ambassador Gürün submitted the NSC a report of 61 pages regarding his

contacts abroad. He was received by the Head of State and told by the Secretary General of the NSC,

General Necdet Urug, that all his oral and written suggestions were agreed with. His suggestions would

be discussed in a meeting of the NSC to which would participate Ambassadors Sukru Elekdag of Washington

, Coskun Kirca of New York and Adnan Bulak of Paris. The NSC meeting took place on the 21st of May 1982

and Ambassador Gürün read the “Reflections and remarks” part of his report. Ambassador Elekdag

underlined the importance of the Jewish Lobby and stressed the necessity of establishing contacts

with that lobby and the Israeli ambassador. Thus, Ambassador Gürün became aware of existing

restrictive instructions on this subject. Ambassador Coskun Kirca mentioned Arab countries’ attitudes vis-à-vis Turkey at the United Nations and stressed the importance of the Jewish Lobby. In conclusion, the Head of State affirmed that it was in Turkey’s interest to take advantage of the Jewish Lobby.

In his meeting with General Urug (Secretary General of the NSC), the latter told Ambassador Gürün

that nobody until then thought about organizing a Task Force (consisting of non-governmental

prominent figures) and lobbying organizations, and that if he could institutionalize this subject,

he would have rendered the country a big service. General Urug requested Ambassador Gürün to

 commit himself to this task meticulously.

Ambassador Gürün was received by the Head of State on the 8th of September 1982. In that meeting,

he informed the latter of his divergences of opinion with the Minister of Foreign Affairs Mr. Ilter Türkmen,

 which caused communication problems.

These were:

 

1- That the Minister of Foreign Affairs opined that the Head of State should take part at the Islamic

Conference without the presence of Ambassador Gürün.

2- That the Minister of Foreign Affairs thought that Turkey’s relations with Israel should be suspended,

 whereas Ambassador Gürün was against such a measure.

3- That the Minister of Foreign Affairs was against a cooperation with the Jewish Lobby, but that

Ambassador Gürün was in favor of such relations.

4- That since Ambassador Gürün’s points of view were met favorably (by the NSC), the Minister ceased

 discussing those points with him.


In conclusion, we know that the points of view of the Minister of Foreign Affairs Mr. Ilter Türkmen

prevailed on those of Ambassador Gürün and that his endeavours did not come to fruition during hi

s tenure as undersecretary of state.


However, that policy would change with the accession of Prime Minister Turgut Özal to power on the

 13th of December 1983.

From 1984 onwards, the relations between Turkey and the Jewish Lobby were nurtured. The culmination

 of the mutual efforts to enhance cooperation between the parties was the celebration of the

Quincentennial (in 1992) of the welcoming of Spanish Jews who were expulsed from their country, in

 Turkish lands.

The Turkish Jewish Community contributed its share to those relations with the blessing of consecutive

 American governments since then.

Those relations led to a strategic partnership between Turkey and Israel in 1996.

Both the Turkish and Israeli governments should not spare their efforts for safeguarding that precious

 relationship which took so much toil to achieve.

We respectfully bow in front of the memory of this outstanding diplomat with exceptional foresight, H.E.

 Ambassador Gürün, the protagonist of renewed Turkish-Jewish ties, and send our condolences to his loved ones. 
Denis Ojalvo

 

 

====================================================================================

Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu's Speech to the UN General Assembly
Courtesy Israel Ministry of Foreign Affairs

Mr. President, Ladies and Gentlemen,

Nearly 62 years ago, the United Nations recognized the right of the Jews, an ancient people 3,500 years-old,

 to a state of their own in their ancestral homeland.

I stand here today as the Prime Minister of Israel, the Jewish state, and I speak to you on behalf of my

country and my people.

The United Nations was founded after the carnage of World War II and the horrors of the Holocaust.

It was charged with preventing the recurrence of such horrendous events.

Nothing has undermined that central mission more than the systematic assault on the truth. Yesterday

the President of Iran stood at this very podium, spewing his latest anti-Semitic rants. Just a few days earlier,

he again claimed that the Holocaust is a lie.

Last month, I went to a villa in a suburb of Berlin called Wannsee. There, on January 20, 1942, after a

hearty meal, senior Nazi officials met and decided how to exterminate the Jewish people. The detailed

minutes of that meeting have been preserved by successive German governments. Here is a copy of those

minutes, in which the Nazis issued precise instructions on how to carry out the extermination of the Jews.

 Is this a lie?

A day before I was in Wannsee, I was given in Berlin the original construction plans for the Auschwitz-Birkenau concentration camp. Those plans are signed by Hitler’s deputy, Heinrich Himmler himself. Here is a copy

 of the plans for Auschwitz-Birkenau, where one million Jews were murdered. Is this too a lie?

This June, President Obama visited the Buchenwald concentration camp. Did President Obama pay tribute

 to a lie?

And what of the Auschwitz survivors whose arms still bear the tattooed numbers branded on them

by the Nazis? Are those tattoos a lie? One-third of all Jews perished in the conflagration. Nearly every

Jewish family was affected, including my own. My wife's grandparents, her father’s two sisters and three

brothers, and all the aunts, uncles and cousins were all murdered by the Nazis. Is that also a lie?

Yesterday, the man who calls the Holocaust a lie spoke from this podium. To those who refused to come

here and to those who left this room in protest, I commend you. You stood up for moral clarity and you brought

 honor to your countries.

But to those who gave this Holocaust-denier a hearing, I say on behalf of my people, the Jewish people,

and decent people everywhere: Have you no shame? Have you no decency?

A mere six decades after the Holocaust, you give legitimacy to a man who denies that the murder of

six million Jews took place and pledges to wipe out the Jewish state.

What a disgrace! What a mockery of the charter of the United Nations! Perhaps some of you think that

 this man and his odious regime threaten only the Jews. You're wrong.

History has shown us time and again that what starts with attacks on the Jews eventually ends up

 engulfing many others.

This Iranian regime is fueled by an extreme fundamentalism that burst onto the world scene three decades

ago after lying dormant for centuries. In the past thirty years, this fanaticism has swept the globe with a

 murderous violence and cold-blooded impartiality in its choice of victims. It has callously slaughtered

Moslems and Christians, Jews and Hindus, and many others. Though it is comprised of different offshoots,

 the adherents of this unforgiving creed seek to return humanity to medieval times.

Wherever they can, they impose a backward regimented society where women, minorities, gays or anyone

 not deemed to be a true believer is brutally subjugated. The struggle against this fanaticism does not pit

faith against faith nor civilization against civilization.

It pits civilization against barbarism, the 21st century against the 9th century, those who sanctify life

against those who glorify death.

The primitivism of the 9th century ought to be no match for the progress of the 21st century. The allure

of freedom, the power of technology, the reach of communications should surely win the day. Ultimately,

the past cannot triumph over the future. And the future offers all nations magnificent bounties of hope.

 The pace of progress is growing exponentially.

It took us centuries to get from the printing press to the telephone, decades to get from the telephone

to the personal computer, and only a few years to get from the personal computer to the internet.

What seemed impossible a few years ago is already outdated, and we can scarcely fathom the changes

that are yet to come. We will crack the genetic code. We will cure the incurable. We will lengthen our lives.

We will find a cheap alternative to fossil fuels and clean up the planet.

I am proud that my country Israel is at the forefront of these advances – by leading innovations in

science and technology, medicine and biology, agriculture and water, energy and the environment.

These innovations the world over offer humanity a sunlit future of unimagined promise.

But if the most primitive fanaticism can acquire the most deadly weapons, the march of history could be

 reversed for a time. And like the belated victory over the Nazis, the forces of progress and freedom will

prevail only after an horrific toll of blood and fortune has been exacted from mankind. That is why the

 greatest threat facing the world today is the marriage between religious fanaticism and the weapons of mass destruction.

The most urgent challenge facing this body is to prevent the tyrants of Tehran from acquiring nuclear

weapons. Are the member states of the United Nations up to that challenge? Will the international

community confront a despotism that terrorizes its own people as they bravely stand up for freedom?

Will it take action against the dictators who stole an election in broad daylight and gunned down Iranian

protesters who died in the streets choking in their own blood? Will the international community thwart

the world's most pernicious sponsors and practitioners of terrorism?

Above all, will the international community stop the terrorist regime of Iran from developing atomic weapons,

thereby endangering the peace of the entire world?

The people of Iran are courageously standing up to this regime. People of goodwill around the world stand

with them, as do the thousands who have been protesting outside this hall. Will the United Nations stand

by their side?

Ladies and Gentlemen,

The jury is still out on the United Nations, and recent signs are not encouraging. Rather than condemning the terrorists and their Iranian patrons, some here have condemned their victims. That is exactly what a

recent UN report on Gaza did, falsely equating the terrorists with those they targeted.

For eight long years, Hamas fired from Gaza thousands of missiles, mortars and rockets on nearby

Israeli cities. Year after year, as these missiles were deliberately hurled at our civilians, not a single

UN resolution was passed condemning those criminal attacks. We heard nothing – absolutely nothing –

 from the UN Human Rights Council, a misnamed institution if there ever was one.

In 2005, hoping to advance peace, Israel unilaterally withdrew from every inch of Gaza. It dismantled 21

 settlements and uprooted over 8,000 Israelis. We didn't get peace. Instead we got an Iranian backed

terror base fifty miles from Tel Aviv. Life in Israeli towns and cities next to Gaza became a nightmare.

 You see, the Hamas rocket attacks not only continued, they increased tenfold. Again, the UN was silent.

Finally, after eight years of this unremitting assault, Israel was finally forced to respond. But how should

we have responded? Well, there is only one example in history of thousands of rockets being fired on a

country's civilian population. It happened when the Nazis rocketed British cities during World War II.

During that war, the allies leveled German cities, causing hundreds of thousands of casualties. Israel

chose to respond differently. Faced with an enemy committing a double war crime of firing on civilians

while hiding behind civilians – Israel sought to conduct surgical strikes against the rocket launchers.

That was no easy task because the terrorists were firing missiles from homes and schools, using mosques

 as weapons depots and ferreting explosives in ambulances. Israel, by contrast, tried to minimize casualties

by urging Palestinian civilians to vacate the targeted areas.

We dropped countless flyers over their homes, sent thousands of text messages and called thousands

of cell phones asking people to leave. Never has a country gone to such extraordinary lengths to remove

 the enemy's civilian population from harm's way.

Yet faced with such a clear case of aggressor and victim, who did the UN Human Rights Council decide

 to condemn? Israel. A democracy legitimately defending itself against terror is morally hanged, drawn and quartered, and given an unfair trial to boot.

By these twisted standards, the UN Human Rights Council would have dragged Roosevelt and Churchill

to the dock as war criminals. What a perversion of truth. What a perversion of justice.

Delegates of the United Nations,

Will you accept this farce?

Because if you do, the United Nations would revert to its darkest days, when the worst violators of human

 rights sat in judgment against the law-abiding democracies, when Zionism was equated with racism and

 when an automatic majority could declare that the earth is flat.

If this body does not reject this report, it would send a message to terrorists everywhere: Terror pays;

 if you launch your attacks from densely populated areas, you will win immunity. And in condemning

 Israel, this body would also deal a mortal blow to peace. Here's why.

When Israel left Gaza, many hoped that the missile attacks would stop. Others believed that at the

very least, Israel would have international legitimacy to exercise its right of self-defense. What legitimacy?

What self-defense?

The same UN that cheered Israel as it left Gaza and promised to back our right of self-defense

now accuses us –my people, my country - of war crimes? And for what? For acting responsibly in self-defense.

 What a travesty!

Israel justly defended itself against terror. This biased and unjust report is a clear-cut test for all governments.

 Will you stand with Israel or will you stand with the terrorists?

We must know the answer to that question now. Now and not later. Because if Israel is again asked to

take more risks for peace, we must know today that you will stand with us tomorrow. Only if we have

the confidence that we can defend ourselves can we take further risks for peace.

Ladies and Gentlemen,

All of Israel wants peace.

Any time an Arab leader genuinely wanted peace with us, we made peace. We made peace with Egypt

led by Anwar Sadat. We made peace with Jordan led by King Hussein. And if the Palestinians truly

want peace, I and my government, and the people of Israel, will make peace. But we want a genuine

peace, a defensible peace, a permanent peace. In 1947, this body voted to establish two states for two

peoples – a Jewish state and an Arab state. The Jews accepted that resolution. The Arabs rejected it.

We ask the Palestinians to finally do what they have refused to do for 62 years: Say yes to a Jewish state.

Just as we are asked to recognize a nation-state for the Palestinian people, the Palestinians must be asked to recognize the nation state of the Jewish people. The Jewish people are not foreign conquerors in the

Land of Israel. This is the land of our forefathers.

Inscribed on the walls outside this building is the great Biblical vision of peace: "Nation shall not lift up

sword against nation. They shall learn war no more." These words were spoken by the Jewish prophet

Isaiah 2,800 years ago as he walked in my country, in my city, in the hills of Judea and in the streets

of Jerusalem.

We are not strangers to this land. It is our homeland. As deeply connected as we are to this land,

we recognize that the Palestinians also live there and want a home of their own. We want to live side

by side with them, two free peoples living in peace, prosperity and dignity.

But we must have security. The Palestinians should have all the powers to govern themselves except

 those handful of powers that could endanger Israel.

That is why a Palestinian state must be effectively demilitarized. We don't want another Gaza,

another Iranian backed terror base abutting Jerusalem and perched on the hills a few kilometers from Tel Aviv.

We want peace.

I believe such a peace can be achieved. But only if we roll back the forces of terror, led by Iran, that seek

to destroy peace, eliminate Israel and overthrow the world order. The question facing the international

community is whether it is prepared to confront those forces or accommodate them.

Over seventy years ago, Winston Churchill lamented what he called the "confirmed unteachability of

mankind," the unfortunate habit of civilized societies to sleep until danger nearly overtakes them.

Churchill bemoaned what he called the "want of foresight, the unwillingness to act when action will be

simple and effective, the lack of clear thinking, the confusion of counsel until emergency comes,

until self-preservation strikes its jarring gong.”

I speak here today in the hope that Churchill's assessment of the "unteachibility of mankind" is for

once proven wrong.

I speak here today in the hope that we can learn from history -- that we can prevent danger in time.

In the spirit of the timeless words spoken to Joshua over 3,000 years ago, let us be strong and of good

courage. Let us confront this peril, secure our future and, God willing, forge an enduring peace

for generations to come.
 

                      =============================================================

 

         PILAR RAOLA (BARCELONA)


ëúáä àåúä äòéúåðàéú ôéìàø øàåìä îáøöìåðä:
"ìîä ìà øåàéí îçàåú áôøéæ, ìåðãåï àå áøöìåðä ðâã ãé÷èèåøåú àñìàîéåú?
ìîä àéï äôâðåú ðâã äòáãåú ùì îéìéåðé ðùéí, ùçéåú ììà ëì äâðä îöã äçå÷?
ìîä ìà îôâéðéí ðâã äùéîåù áéìãé äôööåú? ìîä àó àçã ìà îúøâù îä÷åøáðåú ùì ôéâåòé äèøåø áéùøàì?
ìîä ìà éåöàéí ìäâðú æëåú ä÷éåí åæëåú ääâðä ùì îãéðú éùøàì? ìîä îòøááéí áéï ääâðä ùì äôìñèéðàéí

, òí äöã÷ä ùì äèøåø äôìñèéðàé?
åùàìú äîéìéåï: ìîä ìùîàì äàéøåôàé, åìëì äùîàì äòåìîé, éù àåáññéä ìäìçí ðâã ùúé äãîå÷øèéåú

 áëãåø äàøõ, àøä"á åéùøàì åìà ðâã äâøåòåú ùáãé÷èèåøåú ?
ùúé äãîå÷øèéåú ùñáìå îäôéâåòéí äëé øöçðééí áèøåø äòåìîé. åäùîàì ìà îåãàâ îëê.
àðé ÷åøàú áôåøåîéí ùì äôìñèéðàéí äàéøåôàéí ùëåúáéí áìäè: "àðå áòã çåôù ùì ëì äòîéí".

 æä ìà ðëåï! àó ôòí ìà äãàéâ àåúí äçåôù ùì úåùáé ñåøéä, àéøàï, úéîï, ñåãï åëå'..

. åàó ôòí ìà äãàéâ àåúí äçåôù ùðì÷ç îäôìñèéðàéí ùçééí úçú ä÷éöåðééí äàñìàîééí ùì äçîàñ.

ø÷ îãàéâ àåúí ìäùúîù á÷åðñôè ùì äçåôù äôìñèéðàé ëðù÷ ðâã äçåôù äéùøàìé.
ìáñåó, äòéúåðàåú äáéðìàåîéú ìà òåùä ôçåú ðæ÷. áðåùà äòøáé äéùøàìé äí ìà îãååçéí,

 äí ø÷ òåùéí ôøñåîú. ëàùø îãååçéí òì éùøàì øåá äòéúåðàéí îúòìîéí îëì ä÷åãéí äàúéí ùì

 äòéúåðàåú åëê, ëì ôòåìú äâðä ùì éùøàì, äåôëú ìùåàä. ðëúáå åðàîøå ëì ëê äøáä ãáøéí

îâåçëéí ùëáø àé àôùø ìäàùéí àú éùøàì áãáøéí éåúø âøåòéí.
áî÷áéì, àåúä òéúåðàåú àó ôòí ìà îãáøú òì ääúòøáåú ùì àéøï åñåøéä áàìéîåú ðâã éùøàì,

 òì ùèéôú äîåç ä÷éöåðéú ùòåùéí ìéìãéí. ëàùø îãáøéí òì ÷åøáðåú, àí äí ôìñèéðàéí -

 æå èøâãéä åàí äí éäåãéí, ìà îãååçéí àå áæéí ìäí.
îñ÷ðä: àðé ìà éäåãéä, àðé îùåéëú àéãéàåìåâéú òí äùîàì åàðé òéúåðàéú.
ìîä àðé ìà àðèé éùøàìéú, ëîå øåá ä÷åìâåú ùìé?
ëé áâìì ùàðé ìà éäåãéä, éù ìé àú äàçøéåú ääéñèåøéú
ìäìçí ðâã äùðàä ìéäåãéí, åáäååä, ðâã äùðàä ìîãéðúí, éùøàì. äîìçîä ðâã äàðèéùîéåú

 ìà ùééëú ø÷ ìéäåãéí, æå çåáúí ùì äìà éäåãéí. ëòéúåðàéú, àðé îçåéáú ìçúåø ìàîú,

ììà ãòåú ÷ãåîåú, ù÷øéí åîðéôåìàöéåú. åòì éùøàì ìà ðàîøú äàîú. åëùîàìðéú, ùàåäáú àú ä÷ãîä,

 àðé îçåéáú ìäâï òì äçåôù, äúøáåú, ãå ä÷éåí, äçéðåê ùì äéìãéí, åòì äò÷øåðåú ùì òùøú äãéáøåú

 ùäôëå ìò÷øåðåú àåðéáøñàìééí. ò÷øåðåú ùäàñìàí äôåðãîðèìéñèé äåøñ áàåôï ùéèúé.

 æ"à, ëìà éäåãéä, òéúåðàéú åùîàìðéú éù ìé îçåéáåú îåñøéú îùåìùú ìéùøàì.
ëé àí éùøàì äééúä îðåöçú, äéå îðåöçéí äîåãøðéæí, äúøáåú åäçåôù.
äîìçîä ùì éùøàì, ìîøåú ùäòåìí ìà øåöä ìãòú æàú äéà äîìçîä ùì äòåìí ëåìå!!!"

 

 

                                                   ======================================================

 

 

IRAN MI ISRAIL MI???

 
kursadkahramanoglu@ birgun.net / 15:00 11 Kasım 2009

Türkiye’nin başbakanı kim olursa olsun, şöyle cümleler kurduğu zaman milyonlarca Türkiyelinin yüreğini ferahlatıyor: “

Aynı şekilde nükleer silahlar konusunda, dünya kamuoyunu her ülkeye adil davranmaya davet ediyoruz. Nükleer silahlar

konusunda da, egemen güçlerin her ülkeye eşit mesafede olmalarını istiyoruz. Adaletin gereği budur. Elbette İran’ın nükleer

programını tartışıyoruz, telkinimizi de yapıyorum. Ancak gelin, aynı şekilde İsrail’in elindeki nükleer silahları konuşalım.

Gazze’ye atılan fosfor bombalarını da konuşalım. Aksi takdirde kamu vicdanı yara alacaktır. Adalet duygusu yıpranacaktır.”
İsrail’in elinde nükleer silahlar olduğu bilgisi yeni değil; Mayıs 2008’de ABD eski başkanı Jimmy Carter, İsrail’in cephaneliğindeki

 nükleer silah sayısının 150 olduğunu açıklamıştı. Yine aynı tarihte Carter, İsrail’in Gazze Şeridi’nde uyguladığı ambargoyu da,

 “halen dünyada insan haklarına karşı işlenen en ağır suçlardan biri” olarak nitelemişti.


Ama olsun, yine de bir Türkiye başbakanı bu bilgileri tekrarlayınca Müslüman’sanız; “Allaha çok şükür, Türkiye Başbakanı,

 din kardeşlerimize sahip çıkıyor”, çevreci, solcu, nükleer enerji ve bombalar karşıtı iseniz; “BM Güvenlik Kurulu üyesi bir

ülkenin başbakanı, milletlerarası camianın en iyi bilinen sırlarından birini nihayet dile getirdi” diye yüreğiniz soğuyor.

Hatta politikayla hiç ilgisi olmayan biriyseniz bile, basit hakkaniyet kuralları çerçevesinde kendinizi “İsrail’e sesini çıkarmayan

Batı, İran bomba üretmeye kalkınca niye bu kadar celalleniyor?” sorusunun mantığını anlamış gibi hissediyorsunuz.
Peki İsrail’le, İran aynı şey mi? Erdoğan’ın Davos’ta azarladığı, Nobel barış ödüllü, işçi parti geçmişli Şimon Peres ile her

 fırsatta kucaklamaya doyamadığı, 53 yaşındaki, birkaç Müslüman ülke dışında pek yurtdışı seyahati yapamayan

Mahmud Ahmedinecad arasında ne fark var? Fark çok da, ben bugün sizlerle bu iki ülkenin ve insanın Türkiye’de

 pek bilinmeyen, duyulmayan bir kıyaslamasını yapacağım.


86 yaşındaki Şimon Peres, ülkesinin Cumhurbaşkanı olarak; İsrail’deki dinciler bir gey gençlik merkezini bombalayınca,

Tel Aviv’de on binlerin önüne çıkarak saldırıyı telin etti ve insanlarının yaralarını sarmaya çalıştı. Oğlu yaşındaki Ahmedinecat ise,

 kırk yılda bir alabildiği vize ile gittiği ABD’de Kolombiya Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, ülkesinde geylerin olmadığını söyledi

ve dinleyicileri tarafından kahkaha ve yuhalama ile karşılaştı. İran’da “olmayan” geylerden 21 yaşındaki Nemat Safavi, İran’ın kuzeybatısındaki Ardebil şehrinde daha yeni tutuklanıp hapse atıldı. 16 yaşından beri cinsel tercihi yüzünden polis mezalimi ile

boğuşan Nemat, İran Yüksek Mahkemesi’nin ölüm cezasını onaylamasını bekliyor!


İsrail demokrasiye, hukukun üstünlüğüne (milletlerarası hukuku pek takmamasına rağmen) önem veren, hür basın ve muhalefetin

yeşerdiği bir ülke. Mesela her türlü sorunlarına rağmen sendikacılığın mümkün olduğu, eşcinselliğin legal olduğu, hiçbir eşcinselin

 ordudan dışlanmadığı bir ülke. İsrail solu, benim bildiğim birçok ülkeden daha güçlü ve ülkede ağırlığı var. Ben işgal altındaki

 Filistin topraklarındaki illegal Yahudi yerleşim birimlerinin yapılmasına en büyük muhalefeti, İsrail’deki barış taraftarlarında

 gördüm.
İran ise, son seçimlerde hepimizin gözlemlediği gibi; muhalefetin zorla bastırıldığı, basının hür olmadığı, hür sendikacılığın ve

solun illegal olduğu, eşcinsellerin idama mahkum edildiği, kamusal alanda kadınların polis marifeti ile kapanmaya zorlandıkları,

 dünyada en çok idam cezasının infaz edildiği ülkelerden biri.


Museviler, dünyadaki oranlarına göre en çok Nobel ödülü alan, insanı, en fazla bilim insanını ve sanatçıyı çıkarırken, devrim(!) sonrası Farsiler, o muhteşem kültürün mirasçıları olmalarına rağmen sıfır çektiler! İsrail devleti kurulduğundan beri yüzbinlerce

Musevi ülkelerine göç ederken; devrim(!) sonrası yüzbinlerce İran’lı, ülkelerini terk edip kaçmak zorunda kaldılar...
Şimdi sorma zamanı geldi: Kurulduğundan beri diplomatik ilişkimiz olan; bir zamanlar Müslüman dünyasında yegane hava

 köprüsü ile bağlı olduğumuz, ABD’de her sıkıştığımızda diyasporasına koştuğumuz Yahudi Devleti ve diyasporası ile aramızı

 hangi nedenlerle İran lehine bozuyoruz? En aşağı 500 yıldır eş, aş, yaşam paylaştığımız Museviler’e karşı ülkede neden yükselen

bir antisemitizm var?


Maalesef sizlerin cevapları o kadar önemli değil. 7 Aralık 2009’da Obama, Erdoğan’a İsrail ve Museviler’le ilişkilerimizde

ne kadar ileri gidebileceğini söyleyecek. Bizler de AKP hükümetinin ne kadar galeriye oynadığını, ne kadar tutarlı bir dış politika

 izlediğini göreceğiz. Boşuna değil, ABD İsrail’in sorgusuz sualsiz müttefiki. Yahudiler, AKP kaypaklığının her an İslam adına

 İran’ın arkasına kayabileceğini biliyorlar. Son analizde AKP patronlarının, ABD’nin sözünden çıkamayacağından da haberdarlar.
Adı Türkiye’de henüz duyulmamışken, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan Ahmet El Beşir’i yazmıştım (ilgilenenler bakınız

Ocak 2008, BirGün, Kürşad Kahramanoğlu arşivi www.birgun.net) . Benim, Taraf fan kulübü arkadaşlarım arasında Abdullah Gül sempatizanı çok var. “Erdoğan’dan farklı, daha rafine, insan hakları konularında çok daha duyarlı” falan diyorlar.

 

Hepsine soruyorum: Biri, hakkında tutuklama kararı olan bir “insan kasabı”, diğeri yaşayan en bağnaz devlet başkanı ülkemize

 geleceklerdi, bu Cumhurbaşkanı ve AKP hükümeti bu insanları baş tacı yapıyor. El Beşir gerek Türkiye’deki, gerekse de

dış muhalefet yüzünden bu sefer gelemedi. Bir daha Türkiye’yi ziyaret ederse de tutuklanıp, İnsan Hakları Mahkemesi’ne

teslim edilmeli. Bilmem kaç milyon varil petrolü varmış, Hoca Efendi, Sudan’da “Türk Okulları” açmış diye mırın kırın eden

 sözde insan hakları savunucuları ve imanları para olan işadamları da utanmıyorlarsa, Sudan’a yatırım yapmaya devam etsinler.
İran Cumhurbaşkanı geldi, Erdoğan ve bilumum bakanlar İstanbul’daki oteline, ayağına koştular. Ülkesinde milyonlarca

 insanı ezen bu zalimi, baş tacı ettiler. Onun da petrolü var, otokratik bir düzenin başında din adına muhalefete izin vermeyen

bu adama kendi halkı “Allah büyüktür, zalime ölüm” diye bağırırken, AKP “kardeşimiz” diye sarılıyor.


Beğenmediğiniz eski Cumhurbaşkanımı z “Dışişleri Bakanlığı uygun görmedi” diye, Sudan’dan gelen ziyaret davetini geri

çevirmişti”. O zaman dışişleri bakanı da Abdullah Gül’dü! Ben bir Türk olarak, tarikatler koalisyonunun dış politikamızda

yaptıkları bu din eksenli kaymadan utanıyorum. Sizler hâlâ Gül’ünüzden, AKP’nizden memnun musunuz?
 

==========================================

 

İSRAİL NOTLARIM  1-2-3-4-5-son         kategori2

ORAY EĞİN

AKŞAM GAZETESİNDEN

 

http://www.aksam.com.tr/2009/12/18/yazar/15501/oray_egin/israil_notlarim_1.html                                                                                                

http://www.aksam.com.tr/2009/12/18/yazar/15545/oray_egin/israil_notlarim_2_bir_intihar_bombacisi_bir_kanser_hastasi.html                    

http://www.aksam.com.tr/2009/12/18/yazar/15567/oray_egin/israil_notlarim_3_aramizi_kimler_bozuyor.html                                             

http://www.aksam.com.tr/2009/12/18/yazar/15572/oray_egin/israil_notlarim_4_kudus_sendromunun_uzerimdeki_etkileri.html                    

http://www.aksam.com.tr/2009/12/18/yazar/15584/oray_egin/israil_notlarim_5_yeni_baslayanlar_icin_israil.html                                        

http://www.aksam.com.tr/2009/12/18/yazar/15598/oray_egin/israil_notlarim_son_bu_yazi_dizisini_neden_yaptim.html                                      

 

 

 

Sent: Thursday, January 28, 2010 12:59 PM
Subject: FW: İsrail izlenimleri// ORAL EĞİN


İsrail’e adım basmadan önce buranın terörle kafayı bozmuş bir ülke olduğuna dair bir fikir oluşmuştu bende.

Her kırmızı ışıkta, her kamusal alanda bir tehlike ihtimali olduğunu düşünüyordum. Ancak günlerdir ‘İsrail’e geldik

bir bomba bile patlamadı’ diye yakışıksız bir espri bile yapıyorum. Evet, İsrail güvenli. 24 saat sokaklarında

 kadın-erkek dolabileceği kadar güvenli. Arada yankesicilik oluyormuş tabii, cüzdanlara sahip çıkmamız gerektiğini

söylüyorlar. Ama kimsede bir terör paranoyası kalmamış.

Montefiore Caddesi’ndeki Amici adlı bir İtalyan lokantasında barmene
“Bu gece cuma, gece hayatı var mı” diye soruyorum. “Tabii ki, hatta sırf cuma gecesi olduğu için bir sürü insan çıkacak”

 diyor. O halde adres vermesini istiyorum...
Gidiyor, kâğıt-kalemle geri dönüyor.
O sırada bar tezgâhının altında kaldığı için daha evvel gözüme çarpmayan kolunun bileğinden dirseğine kadar olan

 üst kısmına takılıyorum. Yanık gibi... Ancak tam ortasında düz bir kısa çizgi şeklinde delik var...
Teker teker bar adlarını yazıp anlatırken “Koluna ne oldu” diye pat diye soruyorum. Bekliyorum ki bir mutfak

kazası desin...
“İntihar bombacılarını bilir misiniz? Altı sene önce üniversite sınavına girmeden bir gece önce arkadaşlarımla

 kutlamaya gitmiştik bir akşam, hepimiz oradaydık. Ve oraya intihar saldırısı düzenlendi.”
“Bu durumda verilebilecek en banal tepkiyi veriyorum: “I’m sorry.”
“Boş ver be... Altı sene oldu, geçti gitti, önemli değil...”
“Ölenler oldu mu?”
“Elbette... Ben o sırada telefonla konuşmak için dışarı çıkmıştım... Öyle kurtuldum ama gerçekten boş ver, geçmiş gitmiş...

 Konuşmaya değmez.”


Bu serinkanlılık... Bu ölümle iç içe yaşamayı içine sindirmişlik hali...
İsrail’le ilgili yıllardır savunduğum bir şeye, bu topraklara ilk kez ayak basınca bir kez daha inandım: Bizler hiçbir

şekilde İsrail’le empati dahi yapabilecek bir hayat yaşamıyoruz... Daha evvel de dedim, hiçbirimiz bir dakikalığına bile

“devletsiz” kalmadık... Türkiye bir terör ülkesi olmasına rağmen büyük şehirlerde, gündelik hayatta terör tekil olaylarla

sınırlı kaldı, sistematikleşmedi ve gündelik hayatın bir parçası olmadı...



Üniversitedeki sohbette ortaya bir soru attım: ‘Sizce Türkiye antisemit bir toplum mudur?’ Hep bir ağızdan ‘Hayır’ dediler.
Akademisyenler çok açık olarak şunu söylüyor: ‘Birine yüzünüzü dönmek için, bir başkasına da sırtınızı dönersiniz.

Ortadoğu ülkelerine bu kadar yakınlaşırsanız İsrail’i kaybedersiniz.’
Hesap bu kadar açık ve net...



Derler ki Kudüs’ü ziyaret eden ve burada belli bir süreyi geçiren insanlarda belli bir psikolojik bozukluk oluşurmuş.

 Kimilerinin tıbben sorunlu bir geçmişleri olsa da daha evvel herhangi bir semptoma rastlanmayanların bile feleğini

şaşırtırmış Kudüs...


Bende asıl sarsıntı yaratansa , hiç hesaplamadığım bir şekilde Yad Vashem oldu.


Dünyanın çeşitli şehirlerinde Yahudi Soykırımı temalı müzeleri gezdim ama hiçbiri Kudüs’teki Yad Vashem kadar çarpıcı

 değildi. Hatta Yad Vashem’e gelirken bir ‘tekrar’ hissi yaşamaktan korkuyordum.
Bambaşka, diğerlerinden çok farklı bir anıt buldum.
Karşılıklı salonlara yönelen bu zig-zag’larla Yahudi tarihinde yolculuk yapıyorsunuz. Kimi salonlarda yerler demir ağlarla

 örülmüş; kamplara giden tren raylarını simgelemek için. Bir salonda ölüm kamplarındaki ranzalar var. Bir başkasında

Orta Avrupa’dan küçücük bir Yahudi sokağı... Çizgili pijamalar vitrinlerde sergileniyor, ekranlardan İkinci Dünya Savaşı

 dönemine ait görüntüler... Kimi yollar kasten eğimli, engebeli...


Tünelin sonunda Siyonizm’in vardığı son noktaya ulaşana yani günümüz Kudüs’üne tepeden baktığımız bir terasa varana

 kadar büyük bir ağırlık çöküyor. Çökmemesi mümkün mü?
Kudüs Sendorumu’ndan bana kalan Yad Vashem’de geçirdiğim o gündür.



Biz Türkler belki de Yahudileri en iyi bilmesi gereken milletlerin başında geliyoruz. Büyük şehirlerimizde hala

Yahudi halkların mirasları, geleneklerinin izleri vardır. Tarihimize baktığımızda, Yahudilerin en huzur içinde yaşadığı

devlet Osmanlı İmparatorluğu’dur... Avrupa’nın Yahudilere ilişkin kara geçmişiyle Türklerin Yahudilerle ilişkisi arasında

 çok ciddi, bizim lehimize bir fark vardır.


Ancak böyle bir geçmişe rağmen bugün halkın çoğunluğu hayatında hiç Yahudi’yle tanışmamış. Ama aynı çoğunluk bir

 Yahudi komşu istemiyor.


Yine aynı şekilde siyasetten sokağa çok ağır bir Yahudi düşmanlığının esareti altında Türkiye.
Oysa İsrail, bu ülkenin Ortadoğu’da stratejik işbirliği yapabileceği yegâne ülke... Ortadoğu’daki tek demokrasi,

tek Batılı standartlara sahip ülke...


Bu yazacaklarım da tepki toplayacaktır. Ancak düşüncelerimi inkâr edecek değilim: Maalesef, Türkiye’deki kamouyu

 sadece din ortaklığı yüzünden yer yer aşırı Filistin yandaşı bir tutuma sürükleniyor. Oysa Türkiye’deki İslam anlayışıyla,

 genel geçer kabul gören Müslümanlıkla bu dinin Ortadoğu’daki yansımaları ve yaşantısı arasında bir ortaklık bulmak epey zor.
Aynı şekilde Türkiye’nin savunma politikaları, siyaseti, sistemi de Filistin’le hiç mi hiç benzeşmiyor... Bizim ülkemizde anneler

 mesela İran’da olduğu gibi 13-14 yaşlarındaki çocuklarını orduya yazdırıp, onların intihar bombacıları olmasından gurur

duymuyor. Ya da biz bu topraklarda 12 yaşındaki çocukların ellerine Kalaşnikof tutturup bununla gururlanmıyoruz:

Oysa Arafat yıllarca Filistin’i böyle yönetti, böyle kareler yansıdı o topraklardan...


Özünde Filistin’le tek ortak paydamız Müslümanlığımız ve bu durum da sürekli duygu sömürüsü aracı oluyor.

Filistinliler’in kendilerine ‘mağdur’ edebiyatı yapmalarına olanak t anıyor, hele hele din konularda kolayca gaza gelebilen

 Türkiye kamuoyu da bununla uyutuluyor.


Geçen hafta İsrail’de Gazze’ye birkaç kilometre uzaklığında bir kasabaya gittim. Okulların tepesine beton koruyucu

inşa etmişler,çünkü defalarca Gazze’den roketler, füzeler gelmiş bu ilkokula. Çocuklar okulda ders yaparken...

 Teneffüs için bahçeye çıkmaya korkarak yetişmiş bu çocuklar. İki dakikadan uzun banyoda kalmamışlar hayatları boyunca...

 Işıklarla 30 saniyede alarma geçiriyorlarmış köyde yaşayanları... Otobüs durakları beton sığınaklar şeklinde yapılmış:

Alarm verildiğinde sokaktaysanız açıkta kalmayın, kendinizi koruyun diye... Aynı kasabada çocuklar 12 yaşında

ancak bisiklete binmeyi öğreniyor...


İsrail, otoban kenarlarına güvenlik duvarı örmek zorund a kalmış çünkü Filistinliler yoldan geçen arabalara rastgele ateş

açıyormuş...
Türkiye kamuoyu İsrail-Filistin gerginliğinin hiç bu tarafını görmedi... Hiç İsraillerin bu terörden nasıl çektiklerini anlamak,

 empati kurmak için uğraşmadı. Bizim okullarımızdaki tarih derslerinde Holocaust bile anlatılmaz zaten...


Yıllardır sadece ‘Ölen Filistinliler’ için yas tutulur ama savaşın iki tarafı olduğu ‘din kardeşliği’nin gölgesinde unutulur.
İntihar bombacılarının bir Filistin saldırı geleneği olmadığını bilen var mı? Neden Yahudiler kadar tepki toplamaz peki?
Filistin, intihar bombacılarıyla, çocuk silahşörlarıyla bu savaşı sürdürüyor, gerilla yöntemleriyle, terör örgütüyle savaşıyor.

 İsrail ise devlet olarak, ordusuyla karşılık veriyor. Türkiye’nin çok yabancılık çekmeyeceği bir manzara olsa gerek..

.
İsrail bugün ne gibi sorunlarla baş ediyorsa, emin olun, hemen hemen denk yansımaları Türkiye’de de var... Dahası,

mantık çizgisinde Türkiye’nin İsrail’le daha kolay özdeşleşmesi, modern ve demokratik bir ortaklık için İsrail’le yanaşması

 gerekirken dine dayalı mağduriyet edebiyatı rasyonaliteyi gölgeliyor...
Bu düşüncelerimin hiçbiri yeni değil... Defalarca tekrarladım: Tehditlere, küfürlere rağmen... İsrail’e gitmeden de böyle

 düşünüyordum. İsrail’e gitmek sadece bunları bir kez daha telaffuz etme olanağı verdi.



Oray EĞİN kimdir?
1979 İstanbul doğumlu olan Oray Eğin, meslek hayatına Radikal Gazetesi’nde başladı. Şu anda Türkiye’nin en genç

 köşe yazarı olarak Akşam Gazetesi’nde yazılarına devam eden Eğin’in “Kal” adlı bir romanı ve “Başkalarının Sakatladığı

 Çocuklar” adlı bir deneme kitabının yanı sıra Mart ayında medya yazılarından oluşan “Bunları Kimse Yazamadı”

adlı bir kitabı çıktı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Flash Haberler

 

Yeni:

:~:~:~

AIDATLARINI ODEMIS OLAN UYELERIMIZ ARASINDA KURA SURETIYLE

IKI UCAK BILETI ARMAGAN EDILECEKTIR

P.O.BOX3362

BAT-YAM 59133

TIKLAYIN

 :~:~:~:~:~

 

FORUM

:~:~:~

 

TURKCE-IBRANICE-IBRANICE TURKCE SOZLUK

 

:~:~:~

OLE HADAS HABERLERI

 

:~:~:~:~:~

ARALIK 2009 BÜLTENİ   ÇIKMIŞTIR:

:~:~:~:~:~

 

BÜTÜN GAZETELER TÜRKÇE İBRANİCE

 

:~:~:~:~:~

 

KEHABER

KeHaber Medya Tarama

:~:~:~:~:~

MUHTELİF YAZILARI TIKLAYIN

 

:~:~:~:~:~

SPANISH

İSPANYOLCA

:~:~:~:~:~

 

METİN,DOKÜMAN TERCÜMESİ- GOOGLE ÇEVİRİ

:~:~:~:~:~

HAVA DURUMU

:~:~:~:~:~

 

 

NETANYAHU'S SPEECH AT UN PART 1

PART 2

PART 3

PART 4

:~:~:~:~:~

 

 

 

 

~:~:~:~:~

 

FRANÇAIS- FRANSIZCA

~:~:~:~:~

 

TÜRKİYELİLER BİRLİĞİ YENİ LOKALİNİN AÇILIŞI

~:~:~

 

ROSH HASHANA

 TEBRIK KARTLARI

VE

HEDİYELİKLER

BENE BERİT

YOSEF NIEGO

LOCASINDA

 

~:~:~

 

 YUNUS EMRE İBRANİCEYE TERCÜME EDİLDİ

 

:~:~:~:~:~

 SERGI

ISTANBULDA

~:~:~

 

:~:~:~:~:~

FORUM

 

:~:~:~:~:~

MUHTELİF YAZILARI TIKLAYIN

:~:~:~:~:~

 

YENİ YÖNETİM ÜYELERİ

~:~:~:~:~:~

OLE HADAŞLARA ÖNEMLİ DUYURU

:~:~:~:~:~

 

~:~:~:~:~:~

JEWISH AGENCY

LINKLERDE

~:~:~:~:~:~

 

TÜRKÇE DERSLERİ

 

:~:~:~:~:~:~

İŞ ARAYAN

İŞ VEREN

 

:

~:~:~:~:~:~:~

~:~:~:~:~:~:~

~:~:~:~:~:~:~

 

 

~:~:~:~:~:~:~

İLAN VERMEK

 İSTEYENLER

~:~:~:~:~:~:~

Linkler

~:~:~:~:~:~:~

 

 

 

Flash Haberler

 

Yeni:

:~:~:~

FORUM

:~:~:~

:~:~:~:~:~

  MART 2012 BÜLTENİ

:~:~:~:~:~

 

ISF VAKFI BURSLARI

 

:~:~:~:~:~

SPANISH

İSPANYOLCA

:~:~:~:~:~

ENGLISH

 INGILIZCE

:~:~:~:~:~

FRANÇAIS- FRANSIZCA

:~:~:~:~:~

 

İSRAİL İS DÜNYASINDAN HABERLER

 

:~:~:~:~:~

41 DİLDE ANINDA TERCÜME

 

:~:~:~:~:~

 

TURKCE-IBRANICE-IBRANICE TURKCE SOZLUK

 

:~:~:~

OLE HADAS HABERLERI

 

:~:~:~:~:~

 

HASTÜRK

 

:~:~:~:~:~

 

 

 

:~:~:~:~:~

 

BÜTÜN GAZETELER TÜRKÇE İBRANİCE

 

:~:~:~:~:~

:~:~:~:~:~

 

KEHABER

KeHaber Medya Tarama

:~:~:~:~:~

MUHTELİF YAZILARI TIKLAYIN

 

:~:~:~:~:~

SPANISH

İSPANYOLCA

:~:~:~:~:~

 

ENGLISH INGILIZCE

 

 

:~:~:~:~:~

METİN,DOKÜMAN TERCÜMESİ- GOOGLE ÇEVİRİ

:~:~:~:~:~

HAVA DURUMU

:~:~:~:~:~

 

:~:~:~:~:~

 

 

 

 

~:~:~:~:~

 

FRANÇAIS- FRANSIZCA

~:~:~:~:~

 

~:~:~

 

 TEBRIK KARTLARI

VE

HEDİYELİKLER

BENE BERİT

YOSEF NIEGO

LOCASINDA

 

~:~:~

 

 YUNUS EMRE İBRANİCEYE TERCÜME EDİLDİ

 

:~:~:~:~:~

 SERGI

ISTANBULDA

~:~:~

 

:~:~:~:~:~

FORUM

 

:~:~:~:~:~

MUHTELİF YAZILARI TIKLAYIN

:~:~:~:~:~

 

YENİ YÖNETİM ÜYELERİ

~:~:~:~:~:~

OLE HADAŞLARA ÖNEMLİ DUYURU

:~:~:~:~:~

 

~:~:~:~:~:~

JEWISH AGENCY

LINKLERDE

~:~:~:~:~:~

 

TÜRKÇE DERSLERİ

 

:~:~:~:~:~:~

İŞ ARAYAN

İŞ VEREN

 

:

~:~:~:~:~:~:~

~:~:~:~:~:~:~

~:~:~:~:~:~:~

 

 

~:~:~:~:~:~:~

İLAN VERMEK

 İSTEYENLER

~:~:~:~:~:~:~

Linkler

~:~:~:~:~:~:~

 

 

 

 

 

 

 

Flash Haberler

 

Yeni:

 

FORUM

:~:~:~

 

TURKCE-IBRANICE-IBRANICE TURKCE SOZLUK

 

:~:~:~

OLE HADAS HABERLERI

 

:~:~:~:~:~

 

:~:~:~

 

 

:~:~:~:~:~

 

BÜTÜN GAZETELER TÜRKÇE İBRANİCE

 

:~:~:~:~:~

:~:~:~:~:~

 

KEHABER

KeHaber Medya Tarama

:~:~:~:~:~

MUHTELİF YAZILARI TIKLAYIN

 

:~:~:~:~:~

SPANISH

İSPANYOLCA

:~:~:~:~:~

 

METİN,DOKÜMAN TERCÜMESİ- GOOGLE ÇEVİRİ

:~:~:~:~:~

HAVA DURUMU

:~:~:~:~:~

 

 

 

 

 

~:~:~:~:~

 

FRANÇAIS- FRANSIZCA

~:~:~:~:~

~:~:~

PESAH

 TEBRIK KARTLARI

VE

HEDİYELİKLER

BENE BERİT

YOSEF NIEGO

LOCASINDA

 

~:~:~

 

 YUNUS EMRE İBRANİCEYE TERCÜME EDİLDİ

 

 

:~:~:~:~:~

FORUM

 

:~:~:~:~:~

MUHTELİF YAZILARI TIKLAYIN

:~:~:~:~:~

 

YENİ YÖNETİM ÜYELERİ

~:~:~:~:~:~

OLE HADAŞLARA ÖNEMLİ DUYURU

:~:~:~:~:~

 

~:~:~:~:~:~

JEWISH AGENCY

LINKLERDE

~:~:~:~:~:~

 

TÜRKÇE DERSLERİ

 

:~:~:~:~:~:~

İŞ ARAYAN

İŞ VEREN

 

:

~:~:~:~:~:~:~

~:~:~:~:~:~:~

~:~:~:~:~:~:~

 

 

~:~:~:~:~:~:~

İLAN VERMEK

 İSTEYENLER

~:~:~:~:~:~:~

Linkler

~:~:~:~:~:~:~

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 øçåá îåëøé äñéâøéåú 7, áú éí            03-658293          èì: 603-6573894     ô÷ñ:

rehov mohrei hasigariyot 7   Bat-Yam      Tel:03-6582936    Fax: 03-6573894    E-mail: iyt@netvision.net.il

-------------

Last Update: Thursday, 10 May 2012.

-------------

CONCERNING THE Copyright © OF THE DESIGN OF THIS SITE:

Copyright © 2003-2004-2005-2006-2007 - LIONS GATE TECHNOLOGIES© - LIGA-TECH© WEB SERVICES - ISRAEL - ALL RIGHTS RESERVED.

-------------

Designed & Hosted By LiGa-Tech Web Services© - E-Mail: mail@liga-tech.us